bilgi sitesi

BESLENME VE KANSER

11/5/2008 · Kategori: Kanseri önlemek için

Kanser anormal hücrelerin kontrolsüz bölünmesi ve çoğalması ile oluşan hastalıktır. Kanser, başlangıç yerinden vücudun diğer bölümlerine yayılabilir ve uygun şekilde tedavi edilmezse ölümcül olabilir .

 

Kanserin genel sebepleri:

  Dengesiz beslenme                           % 35

  Sigara                                                  % 30

  Enfeksiyon hastalıkları                        % 10

  Mesleki nedenler                                 % 4

  Alkol                                                      % 3

  Çalışma yerinin tozlu ve pis oluşu      % 2

  Gıdalara konan katkı maddeleri         % 1

 

Görüldüğü gibi dengesiz beslenme kansere yol açan başlıca etkenlerden biridir.

 

Yaşamımızın her alanında olduğu gibi beslenme alışkanlıklarımızda da doğaya dönüş söz  konusudur. Tıp bir yandan hastalıkların tedavisinde yeni olanaklar araştırırken, öte yandan da sağlıklı bir yaşam sürdürme, hastalıkları önleme yolunda yoğun çalışmalar yapmaktadır. Bu alanda en yoğun çalışmalar beslenme üzerinde sürmektedir.Sağlıklı bir yaşam için bilim adamları gökkuşağındaki bütün renkleri içeren gıdaları yememizi öneriyor. Tıp dünyasının da yeşil ışık yaktığı kanserde alternatif tedavide kullanılan yöntemlerden biri olan bitkiler ve diğer faydaları aşağıda listelenmiştir.

 

SARIMSAK: Antibiyotik özelliğinden dolayı bağışıklık sistemini güçlendirir ve kanın   akışkanlığını sağlayarak kolesterolü düşürür .Kanser, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına karşı koruyucu etkisi de vardır.

 

DOMATES:Kanserden koruyucu , zihinsel ve bedensel yaşlanmayı yavaşlatıcı özelliğe sahiptir. C vitamini açısından da zengindir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olması da bağırsak kanseri riskini azaltır.

Fotokimyasallar bakımından oldukça zengindir. Likopin diye isimlendirilen bir antioksidan sadece domateste var. Asitli bir sebze olması nedeni ile pişme sırasında

C vitaminini korumasına yardım eder. Domates olgunlaştıkça besin değeri artar.

 

ISPANAK: Kansere, kalp hastalıklarına, yüksek tansiyona karşı çok etkili bir sebzedir.

 

LAHANA: Meme ve rahim kanserine etkilidir. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen karoten maddesini içerir. Kandaki şeker miktarını düşürür.

 

BROKOLİ: Kansere karşı koruyucu vitamin dolu bir sebzedir.Göğüs, kolon, ve mide kanserini önler. Betakaroten ve C vitamini ihtiva eder.Vitamin ve demir eksikliğini giderir. İçerdiği kalsiyum nedeniyle kemik erimesini önler.

 

KAYISI: Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu etki sağlar. Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur.

 

TAHILLAR: Arpa, mısır, buğday, yulaf gibi tahıllar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum içerir. Kanserojen maddelerin vücuttan atılım sürelerini hızlandırırlar.

 

FASULYE: C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastalığı ve kanseri önleyen antioksidanlar açısından zengindir.

 

HAVUÇ: Havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığı ortaya konmuştur.Bunun temel nedeni betakaroten , C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur.

 

NOHUT: Yağ düzeyi düşük ve kolesterol içermeyen nohut kalsiyum, magnezyum, betakaroten, ve folik asit açısından zengindir. Göğüs kanserine karşı korur.

 

 

İNCİR: Potasyum, demir ve kalsiyum içerir. Sindirim sistemine yardımcı olur ve modern tıp tarafından da kansere karşı koruyucu olarak önerilmektedir.

 

 

FINDIK: Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından zengin bir besindir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur.

İçerdiği yağlar doymuştur. Yani sağlığa zararlı değildir. Kötü kolesterolü düşürüp iyi kolesterol seviyesini artırarak kalp hastalığını önler.Ceviz gibi türleri ellagic adı verilen bir tür asit içerir.Bu asit kanserli hücrelerin kendilerini öldürmeleri anlamına gelen apoptosis sürecini başlatır.Kanserin ve kalp hastalıklarının önlenmesinde önemli yer tutan E vitamininden de yüksek miktarda içerir.Her gün bir avuç yenmesi çok faydalıdır

 

ZEYTİNYAĞI: Kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felç, kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir.  

 

SOĞAN: Bağışıklık sistemini güçlendirirİçerdiği allicin ve sülfür ile mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucu etki sağlar.

 

ŞEFTALİ: Kansere ve kalp krizine karşı koruyucu olan betakaroten açısından da zengindir.Bir şeftali günlük C vitamini ihtiyacının %50 sini karşılar.

 

 

PİRİNÇ: E ve B vitaminleri açısından zengindir. Bağırsak kanserine karşı koruyucu, kolesterolü düşürücü ve kalp krizi riskini azaltıcı etkisi vardır.

 

 

Kansere yol açan gıda ve katkı maddeleri:

a. Katkı maddeleri: Bazı katkı maddeleri kansere zemin hazırlar. Bu nedenle, güvenilmeyen katı yağlar, meyve suları, çikolatalar yenmemelidir.

b. Tatlandırıcılar(sakkarin): Sakkarin, böbreklere zarar verdiği gibi, mesane kanserine de neden olmaktadır.

c. Küfler: Gıdalar üzerinde üreyen küfler “aflatoksin”denilen kanser yapıcı maddeyi meydana getirir.

d. Kahve: Kahve içenlerde içmeyenlere göre 2-3 misli fazla mesane ve pankreas kanseri ortaya çıkmaktadır.

 

e. Alkol: Alkolün neden olduğu kanserler ağız boşluğu kanseri, larenks, özefagus ve karaciğer kanserleridir.

 

 

f. Yiyecekler ve hazırlanış şekilleri: Fazla et yiyenlerde kalınbağırsak kanseri sık görülür. Proteinli gıdalar, 100 C üzerinde pişirildiklerinde kanser yapan maddeler oluşur.Aşırı ısıtılan yağlarda kızartılan yiyecekler kanser yapıcı olurlar. Kullanılan kızartma yağları tekrar tekrar kullanılmamalıdır.

 

g. Aşırı ilaç kullanımı

 

Amerikan kanser cemiyetinin beslenme önerileri:

Bitkisel kaynaklı yiyeceklere ağırlık verilmesi

 

  • Hergün 5 porsiyon veya daha fazla sebze ve meyve tüketilmesi
  • Ekmek, diğer tahıllar, makarna, pirinç, baklagiller gibi bitkisel kaynaklı yiyeceklerin günlük alınması

 

Özellikle hayvansal kaynaklı yağlı yiyeceklerden sakınma

  • Az  yağlı yiyeceklerin seçilmesi

 

 

  • Et tüketiminin, özellikle yağlı et tüketiminin azaltılması

 

  • Fiziksel olarak aktif olmak.Sağlıklı kiloya ulaşmak ve korumak

 

 

  • Haftanın çoğu günü günde en az 30 dakika orta derecede aktif olmak

 

 

  •  İdeal kiloda kalınması

 

 

  • Alkol kullanılıyorsa, alkol tüketiminin azaltılması

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Kansere tedavi buldu inanmadılar şimdi tarihe geçti

11/5/2008 · Kategori: Kanseri önlemek için

Kansere tedavi buldu inanmadılar şimdi tarihe geçti

Zakkumun kanseri tedavi ettiğini söyledi. Ürettiği formülün patentini ABD’den aldı. Ama ona kimse inanmadı.Dr. Ziya Özel, kansere karşı zakkumdan geliştirdiği tedavi yöntemi ile ortaya çıktı. Türkiye’de tıp çevreleri demediğini bırakmadı. O şimdi ABD’de dünya tıp tarihine geçti.

Dr. Ziya Özel 46 yıl zakkumun kanseri tedavi ettiğini söyledi durdu. Ürettiği formülün patentini ABD’den aldı. Ama ona kimse inanmadı. 81 yaşındaki Özel, ilaç üretme çalışmalarının Amerika’da sürdürüldüğünü söylüyor. Ama kendisi öyle yılmış ki ‘Artık ne hasta bakmak ne de mücadele etmek istiyorum’ diyor

Dr. Ziya Özel’in adını pek çoğumuz ilk kez bundan 20 yıl önce duyduk. 1988’de katıldığı bir televizyon programında kansere zakkumla çare bulduğunu anlatmıştı. 1962’de Muğla’da tanıştığı bir bitkiyi incelemeye başlayan Özel o yıllarda kendi deyimiyle ‘Türkiye’yi dünyanın en zengin ülkelerinden biri yapacak olan bir buluş’a imza attığına inanmıştı. Çünkü Özel bu bitkinin kanser üzerindeki etkilerini keşfetmişti.

Ne olduysa tam da Özel’in bu bilgileri tıp dünyasının hizmetine sunmak istemesiyle oldu. Onun için ‘Şarlatan’ ve ‘Haddini bilmez’ diyorlardı. Adı artık tedavisinin esasını oluşturan bitkiyle birlikte ‘zakkumcu Ziya’ olarak anılır olmuştu. Çalışmaları uluslararası düzeyde bilinir hale gelse hatta ABD’de ilaç üzerine çalışmalar başlasa da Türkiye’de hak ettiği itibarı bulamadığını söylüyor. Tüm yaşadıklarını yakında yayımlanacak bir kitapta toplayan Özel ‘Tek derdim bu ilacı yaparak Türk insanını korumaktı. Tek başıma bu kadar başarabildim. Artık hasta bakmıyorum’ diyor.

- Neden başka bir bitkiyi değil de zakkumu incelemeye başladınız?

- Ben cerrahım. 1962’de Muğla Hastanesi’ne tayin oldum. Tatil günlerimde civar köyleri geziyordum. Oralarda köylülerin cilt kanseri olan yerlerine zakkum yapraklarını koyduklarını gördüm. Ankara Hıfzıssıhha’da bir araştırma yaptım ve orada Fransızca bir kitap gördüm, içinde şöyle bir cümle vardı: ‘Olaender bitkisinin (zakkum) terkibi tam araştırılsa bir ilaç hazinesi olduğu görülür.’ Acaba bundan ilaç nasıl yapılır diye araştırmaya başladım. O sırada bana cilt kanseri bir hasta başvurdu. Kadını ışın tedavisine gönderdim ancak gitmedi. Zakkumun usaresinden bir pomat hazırladım, yaraları iyileşti. Sonra araştırmaya başladım.

‘SEN KİM OLUYORSUN’ DEDİLER

- Bu arada hasta kabul etmeye başladınız değil mi?

- Hiç istemiyordum ama akın akın hasta geliyordu. Hatta dönemin Tarım Bakanı İlyas Karagöz’ün bir yakını son umut olarak bana geldi. Midesini açtım ama hemen kapattım çünkü kanser her yerini sarmıştı. Eczacılık ve ziraat fakültelerinde okuyan iki oğlu vardı, onlara babalarının çok kısa bir ömrü kaldığını anlattım. Ama onlar yaptığım çalışmayı babalarına uygulamam için ısrar ettiler. Epey bir iyileşme oldu ama uzunca bir süre hastadan haber alamadım. Aradan bir buçuk sene geçti, bir adam geldi ve ‘Ben mide kanseri olan hastayım’ dedi. Adam sapasağlamdı. Doğru yolda olduğumuzu anladım.
- Bu çalışmaları meslektaşlarınızla ilk ne zaman paylaştınız?

- Bütün hastaları, vakaları topladım ve 1973’te Tıp Günleri Toplantısı Kongresi’nde anlattım. Orada ‘Elimde kansere iyi geldiğini tespit ettiğim bitkisel bir ekstre var. Bu, bugüne kadar kullanılan kanser ilaçlarına benzemiyor. Ne saç döküyor, ne kan değerlerini düşürüyor. Hiçbir yan tesiri yok’ dedim. Yani ilk kez kanserde bağışıklık sisteminin altını ben çizdim. Ama ertesi gün kıyamet koptu. ‘Sen kim oluyorsun?’ dediler.

- Sonra ne oldu?

- Türkiye’deki şartlar böyle bir bilginin kabul görmesini engelledi. İlk televizyona çıkışım zaten öyle oldu. Orada yaptığım sunumu haberlerde yayınladılar. Bu hakaretlerden sonra yine de çalışmalarıma devam ettim. 1988’de bir haber programa çıkardılar. Birkaç gün sonra da üç saatlik bir açıkoturuma çıktım. ‘Söylediğinizin hiçbir geçerliliği yok’ dediler.

RAPORU AÇIKLAYAMADIK

- Televizyonda tartıştığınız hekimlerin karşı çıktığı nokta neydi?

- Bu kişilerden biri o dönem Türk Tabipler Birliği ikinci başkanıydı. ‘Zakkumun kanser üzerinde hiçbir etkisi yok. Buna ait Hacettepe Tıp Fakültesi’nde Dinçer Fırat’ın bir araştırması var’ dedi. Ben ‘Dinçer Fırat literatürden bulduğu bilgilerle TÜBİTAK’a bir rapor verdi. Benim çalışmamla alakası yok’ dedim. ‘Bilim adamı yalan söylemez’ dedi. Televizyon programında bu şahıslardan biri ‘Bağışıklık sistemine etki eder demek önemli bir iddia. Kim bilir hangi uydurma laboratuardan bu raporu aldınız? Sandoz, Roche gibi önemli şirketlerden alsanız öper de başıma koyarım’ dedi. Programda dönemin Sağlık Bakanı Bülent Akarcalı da vardı.

Akarcalı’nın çantasında da Sandoz’un bizim ilaç üzerine yaptığı araştırmanın raporu vardı. Ancak üzerinde gizlilik damgası bulunuyordu. Dolayısıyla açıklayamadık. Bir süre sonra bir gazete Sandoz’un raporunu yayımladı. Sonra gazeteciler bu hekime gidip ‘Sandoz bu araştırmayı yaparsa öpüp başıma koyarım demiştiniz’ dediler. Bu kez o hekim ‘Sandoz’a ben kırmızıbiberi yollasam içinde iki tane immün sistemini etkileyen madde vardır diye rapor verir. Onların yaptığı çalışmaya güvenmiyorum’ dedi.

Formülü evinin mutfağında üretti patentini ABD’den aldı

- Zakkumla ilgili yurtdışındaki çalışmalar nasıl başladı?

- Bu ilacın dünya önüne çıkması için aşılması gereken çok merhaleler vardı. Bunlar benim maddi gücümün çok ötesinde şeyler. Mesela patent konusunu Türkiye’de bilen yok. Patent için ABD’ye başvurduk. Eğer yararı ve kullanılabilirliği ispat edilmezse ABD’den patent alamazsınız. Bizim patentimiz altı yılda çıktı.

Oğlum başvuruyu 1986’da yaptı. Patent için yaptığım çalışmayı bir bilimsel dergide yayımlatmamız gerekiyordu. Daha bilgileri bırakır bırakmaz bir dergiden arayıp oğluma ‘Kansere ilaç bulmuş olamazsınız. Böyle bir şey olsa Türkiye köşeyi döner. Böyle bir çalışmaya önce devletiniz sahip çıkar. Siz doğru söylemiyorsunuz’ demişler.

Bu cevap karşısında çok müşkül durumda kaldık. ABD’de yayımlanan yazarını hiç tanımadığım bir kitapta Bitkisel Ajanların Kansere Etkisi başlığı altında zakkumu anlatıyor ve bizim ilacımız olan Anvirzel’den şöyle bahsediyor: ‘25 yıl önce Türk doktor Ziya Özel zakkumdan toksik olmayan Anvirzel’i elde etti. Özel kendi ülkesinde kabul görmedi. Çalışmak için evinin mutfağını kullanma mecburiyetinde kaldı. 1992’de ABD’den patent aldı. 494 hastasını tıp kongrelerinde takdim etti.’

İlacın sahtesini üreten Honduras köşeyi döndü

- Türkiye’de hala çalışmalarınıza ilgi gösterilmiyor mu?

- Dünya tıp literatürüne ismim geçti. Ama Türkiye hala ilgisiz. Memphis’deki Danny Thomas Araştırma Merkezi benim formülümü incelerken Türkiye’den Sağlık Bakanlığı oraya ‘Bu adam sahtekar’ diye yazı gönderdi. 1996’daki bu araştırma kesildi. Bulduğum formülden üretilen Anvirzel adlı ilaç İrlanda’da kullanılıyor. İrlanda beni davet etti, oradaki doktorları yetiştirdim. Honduras’ta bu ilacın sahtesi yapılıp satılıyor, köşeyi döndüler. İrlanda Tıp Birliği’nin şeref üyesi oldum. Ama Türkiye’de mesleğinin 50. yılını dolduran hekimlere verilen Türk Tabipler Birliği plaketini bile bana layık görmediler.

- ABD’deki çalışmalar ne durumda?

- İlacın patentini aldık. Faz I denemeleri tamamlandı. Ama faz II için anlaşacak hastane ve onun imkanlarını karşılayacak bir şirket bulunması için çalışmalar devam ediyor.

İlacımla kanser olan kardeşimi de ve kendimi de tedavi ettim

Türkiye’de olduğu gibi dünyanın her tarafında kanser ilacının bulunmasını engelleyecek karşı teşebbüsler olacağını hesap edebilirsiniz. Kemoterapi sektörü trilyon dolarların döndüğü bir piyasa.

Kız kardeşim tiroit kanseri oldu, teşhisini ben koydum. Ameliyatını ben yaptım. Şu anda hiçbir şikayeti yok. Ben de kanser oldum. Yüzümde bir ben çıktı. Kanserli olabileceğinden şüphelendim. Aldırdıktan sonraki tahlilde cilt kanseri çıktı. Dört buçuk ay kendime iğne yaptım ve iyileştim.

Şu anda televizyonlarda yalan yanlış o kadar çok şey söyleniyor ki bitkilerle ilgili. Türkiye’deki duruma üzülüyorum. Kanserli hasta artıyor. Beyin tümörlerinde artış var, bunu cep telefonlarına bağlıyorum.

Çok sayıda hekim hastam oldu. Ama onlar da seslerini çıkarmadı.

O kadar çok hasta iyileştirdim ki sayısını bile hatırlamıyorum

- Yılmadınız mı hiç uğraşmaktan?

- Bu suali beni gören herkes sorar. Fakat bir hastanızı iyileşmiş sapasağlam görünce size mücadele etmek için yeniden güç geliyor. Size ölüm halinde hastalar geliyor ve siz kendi gözlerinizle onların iyi olduğunu görüyorsunuz. Ondan sonra bu mücadeleyi nasıl bırakacaktım ki… Ama artık hasta kabul etmiyorum.

Bir kişi tek başına Türkiye’ye yetmez. Binlerce kanserli hasta var. Tedavi ettiğim kişilerin sayısını hiç bilmiyorum. İyileştiğinden haberim olmayan onlarca hasta var. Bazen tesadüfen öğreniyorum. Bir kitap yazdım, şu anda yayınevleriyle görüşme halindeyim, yakın zamanda yayımlanacak. Şimdilik adı Dr. Ziya Özel ve Zakkum Gerçeği. Kitapta bütün hayatımı ve yaşadığım her şeyi yazdım.

- Bundan sonrası için beklentiniz nedir?

- Gönül ister ki bir kuruluş bunu sahiplenip, piyasaya çıkaracak hale getirsin. Dünya ne yapıyor en azından bunu incelesinler. Honduras’ta bu ilacın etkileri ne olmuş, İrlanda’da Hepatit C tedavisinde bu ilaçtan nasıl bir netice almışlar. Ona baksınlar. Benden bu kadar; yoruldum ve bıraktım. Günün birinde bu ilaçlar yurt dışından ithal edilecek. Eğer daha evvel harekete geçebilseydik Türkiye’nin kimseye borcu kalmazdı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Karaciğer kanserinde yeni tedavi uygulanmaya başladı

11/5/2008 · Kategori: Kanseri önlemek için

Cerrahi ve kemoterapi gibi tedavi yöntemlerinden sonuç alınamayacak durumda ve karaciğere yayılmış olan (metastaz) tümörlerin küçültülerek zaman içinde yok olmasını sağlayan “Radyonüklit tedavi'' yöntemi Türkiye'de de uygulanmaya başladı.
 Alanında uzman radyoloji, cerrahi, nükleer tıp ve onkoloji uzmanlarının bulunduğu bir heyet tarafından yapılan operasyon, Türkiye'de ilk defa geçen hafta GATA'da uygulandıktan sonra Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi İbni-i Sina Hastanesi'nde de başarı ile yapıldı.
 Operasyonu yapan heyetin başkanı olan AÜ Tıp Fakültesi Radyodiagnostik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadık Bilgiç, yaptığı açıklamada, “Radyonüklit tedavi'' yöntemi ile kanser hücrelerinin zaman içinde küçüldüğünü ve yok olduğunu söyledi.
 Karaciğere metastaz yapmış olan kanserli hastaların tedavisinde öncelikli olan yöntemin cerrahi müdahale olduğunu anlatan Bilgiç, bu yöntemin ancak cerrahi müdahaleye ve kemoterapi, radyoterapi gibi alternatif tedavilere cevap veremeyecek hastalara yapılabileceğini dile getirdi.
 Bilgiç, “Radyonüklit tedavi'' yöntemi ile tedavi kararının ancak hastayı takip eden hekim ile radyoloji ve nükleer tıp uzmanlarının ortak değerlendirmesi sonucunda alınabileceğini belirterek, şöyle konuştu:
 “Bu yöntem, hastaya sunulan bir alternatif değildir. Mutlaka diğer yöntemlerin uygulanması mümkün olmayan hastalara yapılabilir.
 Radyonüklit tedavi yönteminin uygulanması, bağırsak, meme gibi çeşitli kanser tümörlerinin karaciğere metastaz yapması, karaciğerdeki tümörün yerinin cerrahi müdahale açısından risk taşıması, tümörün büyüklüğü ve yayıldığı alanın riskli olması, hastanın ömrünü uzatmaya ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik olarak diğer yöntemlerin sınırlı kalması halinde doğru olacaktır.''
 UYGULAMA
 DEVAMLI HALE
 GELECEK
 Radyonüklit tedavi yönteminin, teknolojinin ve tıp biliminin gelişmiş olduğu birçok ülkede yıllardır uygulandığını, ameliyatın başarı şansının yüzde 90'ın üstünde olduğunu ifade eden Bilgiç, Türkiye'deki ilk uygulamalardan birinin AÜ Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi'nde 22 Nisan 2008'de 2 hasta üzerinde yapıldığını kaydetti.
 Bilgiç, bu konuda uzman olan ABD'li Gelişimsel Radyoloji uzmanı Michael Dougles Coltwell'in de yapılan ilk uygulamada bulunduğunu ifade ederek, “Ameliyatlar, ilk uygulamaların ardından hastanemizde devamlı hale gelecek'' diye konuştu.
 Prof. Dr. Sadık Bilgiç, anjiografinin ve tedavinin  ardından 1 gün sonra hastanın günlük aktivitelerini yapabilir duruma geldiğini ancak klinik takibin yapılması için kontrol amaçlı 2-3 gün hastaneye yatırıldığını söyledi.
 Bu tip hastaların ilerleyen dönemde kliniğe yatırılmadan gün içerisinde ayaktan tedavi imkanı bulacağını anlatan Bilgiç, yöntemin, tedavi seçeneklerini yitiren karaciğer hastaları için yeni bir şans olduğunu dile getirdi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Cilt kanserine Aspirin!

8/5/2008 · Kategori: Kanseri önlemek için

Birçok hastalığın tedavisinde etkili olan ve kalp krizi riskini azaltan Aspirin, cilt kanseri tehlikesini de ortadan kaldırıyor. Avustralya'da yapılan bir araştırmada, Aspirin'in cilt kanseri riskini azalttığı kanıtlandı. Aspirin'in cilt kanserine yol açan COX enzimini imha ettiğini belirten Doktor David Whiteman, en az 5 yıl boyunca haftada asgari 2 tane Aspirin kullanılması gerektiğini bildirdi. Araştırmaya göre, 5 yıl boyunca haftada en az 2 adet Aspirin kullananlarda cilt kanseri riski yüzde 63, 1 yıl boyunca haftada 8 ve daha fazla Aspirin kullananlarda ise yüzde 90 azalıyor

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Meme kanserine mucize ilaç

8/5/2008 · Kategori: Kanseri önlemek için

Meme kanserine karşı geliştirelen Herceptin isimli yeni bir ilaç meme kanserine yakalanan kadınlara cerrahi müdaheleden sonra kadınlarda hastalığın ilk 2 ila 3 yılda tekrar görülmesi ihtimalini yok ediyor.

Herceptin isimli yeni bir ilaç, meme kanserine karşı kadınların yeni umudu oldu.

Herceptin isimli ilacın, meme kanserine yakalanan kadınlarda cerrahi müdahaleden sonra alınması halinde hastalığın 2 ila 3 yıl arasında yeniden oluşmasını engellediği bildirildi.

İngiliz Times gazetesi tarafından "mucize ilaç" olarak tanımlanan Herceptin'in oldukça dikkat çekici sonuçlar verdiği kaydedildi.

Öte yandan, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in de Herceptin'in İngiltere'de hızla piyasaya sürülmesini istediği belirtildi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

KEMOTERAPİNİN YAN ETKİLERİ VAR MIDIR?

8/5/2008 · Kategori: Kanseri önlemek için

Kemoterapi büyüyen ve bölünen hücreleri öldürdüğünden bu tür özellikleri olan normal hücrelere de zarar verebilir. Bu tür hücreler kemik iliği, sindirim ve üreme sisteminde ve saç foliküllerinde bulunduğu için yan etkiler daha çok bu bölgelerde görülür. Kemoterapinin yan etkileriyle savaşabilecek birçok olanaklarımız olduğundan gerekli önlemler alındığı takdirde bu yanetkilerden korunabiliriz. Bu kitapçıkta sıralanan yanetkiler bütün hastalarda görülmeyeceğinden yanetki Iistesinin uzun olmasından ötürü endişeye kapılmanıza gerek yoktur. Yanetkiler kullandığınız ilacın türüne, dozuna, hastalığınızın türüne ve yapınıza göre değişiklikler gösterir. En sık görülen yan etkiIer bulantı kusma, saç dökülmesi ve yorgunluktur. Yan etkilerin çoğu kemoterapi aldığınız sürece oluşur ve tedaviniz tamamlandığında kaybolur. Doktorunuzla sizde görülebilecek yan etkiler ve önlemIeriniz hakkında tedavinize başlamadan önce mutlaka konuşunuz. Yan etkilerin bazıları sizin doğrudan hissedeceğiniz türdendir. Bazıları ise ancak birtakım kan tetkikleri ile anlaşılabilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

KEMOTERAPÖTİK İLAÇLAR NASIL ETKİ EDERLER?

8/5/2008 · Kategori: Kanseri önlemek için

Uygulanan ilaçlar kan yoluyla tüm vücuda dağılır. Tümöre doğrudan etki eden ilaçlar tümör hücrelerinin yapı taşlarına etki eder, hücrelerin büyümesine ve çoğalmasına engel olarak tümörün ölümüne neden olurlar. Diğer taraftan bu ilaçlar vücudumuzda bazı yerlerdeki normal hücreleri de etkileyerek çeşitli yan etkilere yol açarlar. Bazı hormon ve hormon karşıtı ilaçlar da aynı yolla tümör hücrelerini öldürür ve özel bazı tümör tiplerinin tedavisinde kullanılır.

Bunlar dışında yukarıda sözü edilen birtakım biyolojik ajanlar hem tümör tedavisinde, hem de yan etkilerin önlenmesinde kullanılabilir. Bu maddeler genellikle vücutta normalde var olan bağışıklık sistemini çalıştırarak tümör hücrelerine karşı savaşı ve vücut direncini sağlayan maddelerdir. Tümör tedavisi sırasında dışarıdan da verilerek etkileri güçlendirilir

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

KEMOTERAPİ UYGULAMASINDA AMAÇ NEDİR?

8/5/2008 · Kategori: Kanseri önlemek için

Tümörün cinsine ve hastanın özelliklerine göre değişik nedenlerIe kemoterapi uygulanabilir.
* Tümörü tamamen yok etmek ve hastayı iyileştirmek için,
* Tümörün yayılmasını engellemek için,
* Tümörün büyümesini durdurmak veya yavaşlatmak için,
* Tümörün sebep olduğu belirtileri yok etmek için kemoterapi uygulanır.
Etkili bir tedavi yöntemi olmasına rağmen bazı durumlarda
tümörü tamamen yok edemeyip sadece belirtilerini düzelterek rahat yaşamayı sağlayabilir
Bazı tümörlerde tek tedavi yöntemi kemoterapidir. Diğerlerinde ise kemoterapi diğer tedavilerle (cerrahi ve radyoterapi) peşpeşe veya eş zamanlı olarak uygulanır. Orneğin ameliyat öncesinde tümörü küçültmek amacıyla, veya ameliyattan sonra yayılmasını önlemek için kemoterapi yapılabilir. Aynı uygulamalar radyoterapi öncesinde ve son- rasında yapılabildiği gibi, radyoterapi ile aynı anda çeşitli yöntemlerle de kemoterapi uygulanabilir

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

HASTALAR İÇİN KEMOTERAPİ REHBERİ

8/5/2008 · Kategori: Kanseri önlemek için

Kemoterapi uygulanmasına karar verilmiş bir hasta olarak tedavi ekibinin en önemli üyesi sizlersiniz. Tedavi ekibi hasta, doktorunuz ve tedaviyi uygulayan hemşireden oluşmaktadır. Yapılacak tedavi konusunda bilgilendirilen hastaların tedaviye uyumu ve dolayısıyla tedavinin başarısı daha fazladır. Bu yazı ile size, ailenize ve yakınlarınıza kemoterapi hakkında bilgi verilmeye çalışılacaktır. Amaç, zaman darlığı nedeniyle doktorunuzun size yeterince anlatamadığı ve sizin bilgilendirilmek istediğiniz konular hakkında sizi aydınlatmaktır. Kemoterapi rehberinde kemoterapinin anlamı, ne işe yaradığı, neden yapıldığı, uygulama şekilleri,yan etkileri, tedavi sırasında dikkat edilecek konular ve acil durumlar hakkında bilgi verilecektir.



Unutmayın bu sadece bir rehberdir. Buradaki bilgiler sizin sorunlarınızı çözmeye yetmeyebilir. Karşılaşacağınız her türlü sorunda mutlaka doktorunuza başvurmanızda fayda vardır. Cevabını bulamadığınız sorularınızı Iütfen doktorunuza veya hemşirenize sorunuz. Bu sorularınız sayesinde bundan sonra hazırlanacak kitapçıklara katkınız ve sizden sonra gelecek hastalara yararınız olur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Kanserden Korunmak için 10 yol

7/5/2008 · Kategori: Kanseri önlemek için

Memorial Hastanesi  İç Hastalıkları Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal, çağın vebası olarak nitelendirilen kanserden korunmak için 10 maddelik bir reçete hazırladı. İşte reçete:..

1- Kızartmaları unutun: Kızartma yağlarını kesinlikle tekrar kullanmayın. Yağlardan aldığınız kalori günlük kalori alımının yüzde 30′unu geçmesin. Sofranızda lifli gıdalara ağırlık verin, rafine gıdalardan olabildiğince kaçının.

2- Tuzdan kaçının: Tuz kendisi kanser yapmasa da, mide yüzeyinin yapısını bozarak kanserojen maddelere ortam hazırlar. Tuzun bolca kullanıldığı turşulardaki nitrozamin denilen maddeler kanser oluşumunda etkilidir. Yapılan araştırmalar, dondurarak saklama yönteminin tercih edildiği ülkelerde mide kanseri görülme sıklığının yüzde 64 azaldığını gösteriyor.

3- Fast food’a son: Aşırı karbonhidratlı ve yüksek ısıda pişirilen bisküviler bile kanser açısından çok tehlikeli. Patates kızartmaları, tuzlu krakerler, katkılı konserveler, yağlı ve pişmiş et içerikli fast food’lar da tehlike sinyali veren yiyecekler.

4- Sebzeleri iyi yıkayın: Dünyada kanserin artma nedenlerinin başında tarım ilaçlarının bilinçsiz kullanımı geliyor. Bu ilaçlar sebze ve meyveleri yıkamakla da çıkmaz. Kabuklarını ayıklasanız da yiyeceklerin çekirdeklerine kadar girer. Bu da kansere karşı hem kendiniz, hem de çocuklarınız için büyük bir tehlike oluşturur.

5- Şişmanlamayın: Fiziksel aktivitenin azalması ve şişmanlık, kanser türlerinde artışa neden olur. Bilimsel çalışmalar meme, rahim, bağırsak, yemek borusu ve böbrek kanserlerinde şişmanlığın bir risk faktörü olduğunu kanıtladı. Şişmanlığın engellenmesi ve fiziksel aktivitenin arttırılması kanserin engellenmesinde son derece önemli bir araçtır.

6- Alkole bağlanmayın: Kronik alkol bağımlılığı, başta karaciğer kanseri olmak üzere, özellikle alkol sigarayla birlikte tüketildiğinde ağız, boğaz, yemek borusu, gırtlak ve mide kanserine neden olabilir. Bu yüzden kendinizi günde en çok iki kadehle sınırlamaya çalışın.

7- Doğru beslenin: Yanlış beslenme bütün kanserlerin yüzde 35′inden sorumludur. İdeal diyet; sebze, meyve, tahıl ve düşük yağlı yiyeceklerle gerçekleştirilir. Bebek emzirmek, genç yaşlardan itibaren egzersiz yapmak ve bazı vitaminler meme kanserinden korunmada faydalıdır. Yüksek yağlı diyetler meme, rahim ve prostat kanseri ile bağlantılı olabilir. Sürekli kırmızı et yiyen kişilerin kanser olma riski, ayda bir kez kırmızı et yiyenlere göre 2.5 kat fazladır. Bu nedenle kırmızı et yerine balık, tavuk, hindi etinin tercih edin.

8- Güneşten korunun: Güneş ve solaryum deride erken yaşlanma ve hasar oluşturarak cilt kanserine neden olabilir. Cilt kanserinden korunmak için güneşten koruyucu krem kullanmak ve güneş ışınlarının tehlikeli olduğu saatlerde güneşe çıkmamak gerekir. Cildinizdeki benlere de dikkat edin. Benlerinizde herhangi bir büyüme, kabarıklık veya renklerinde koyulaşma fark ettiğinizde doktora başvurun.

9- Pillere dikkat: Kanserin ortaya çıkmasının önemli bir nedeni de çevre kirliliğidir. İnsanoğlu toprağı kazıp pek çok madeni yeryüzüne çıkarmakta, ne var ki aslında yeryüzünde bulunmaması gereken bu madenlerin atıklarını zararsızlaştırmada aynı duyarlılığı göstermemektedir. Her gün kullanılıp çöpe atılan piller bunun en basit örneğidir. Stratosferik ozonun azalması ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerini artırmıştır ve bu cilt kanserine neden olur.

10- Sigarasız bir yaşam: Kanserin yol açtığı ölümlerin yüzde 30′u sigara ve diğer tütün ürünlerine bağlıdır. Sigara içilmese bile sigara içilen ortamlarda bulunulması da akciğer kanseri riskini 1.5 kat arttırmaktadır. Sigara akciğer kanseri başta olmak üzere boğaz, yemek borusu, mesane, pankreas, böbrek, rahim ağzı ve meme kanserlerinin oluşumunda önemli rol oynar

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »