11/5/2008 · Kategori: Kanser
Hücrenin mikroskobik düzeydeki yapısı ve işleyişine yönelik moleküler biyoloji, tıbba yönelik nükleer alandaki yeni gelişmeler yanında girişimsel radyoloji, daha az hasar ve daha güzel görüntü oluşturan yeni cerrahi teknikleri, kısaltılmış-süreli radyoterapi ve yeni tıbbi tedaviler bugün kanserde uzatılan hayat süresi kadar, yaşam kalitesi ve daha düşük fiyatı da getirmiştir.
Girişimsel radyoloji günümüzde hastaların destek bakımında görüntülü-rehber yöntemler yolu ile kateter yerleştirilmesinden tümör parçalayıcı tedavilere kadar giderek artan bir yer almaktadır.
Yeni cerrahi teknikler hastaların yaşam süresinin uzamasında rol oynuyor.
Kanserli hastanın tedavisinde her zaman temel rolü oynayan cerrahinin son ilerlemelerle tedavideki yeri de genişlemiştir. Sistemik kemoterapi ile birleştirilen, yeni cerrahi teknikler hastaların yaşam süresinin uzamasında rol oynuyor.
Bu yeni yaklaşımlar ameliyat ile çıkarılamayan tümörlerde radyoaktif moleküllerin damar-içi yolla dağılımını düzenleyerek belirtilerin düzelmesini ve güncel sistemik kemoterapilerle irleştirildiklerinde yaşam süresinin uzamasını sağlıyorlar.
Kısaltılmış radyoterapi rejimleri hasta ve ailesinin tedavi merkezine aşırı zaman harcamadan gidip/gelmesini sağlıyor. Bu tip modeller metastazlı kemik ağrılarında, akciğer kanserinin nefes tıkanmalarında, jinekolojik kanserlerin ve yaygın mesane kanserinin kanamalarında etkili olmaktadır. Ayrıca, radyasyon daha önce belirli radyasyon almış tekrarlayan kanserlerde de uygulanabilir duruma gelmiştir.
Tıbbi tedavi alanında yeni kanser ve destek ilaçları yanında biyolojik tedavi uygulamalarındaki ilerlemeler özellikle dikkatleri çekiyor.
*Moleküler hedeflere vuruş modelini hücre biyolojisindeki ilerlemeler sağlamıştır. Bu modelin amacı, normal hücreleri etkilemeden, kanser hücreleri üzerinde seçilmiş hedeflere yöneltilen ilaçlarla bu hücrelerin öldürülmelerinin sağlanmasıdır. Bu amaçla kanser hücrelerine karşı laboratuarda hazırlanmış özel antikorlar (monoklonal antikorlar) tedavide uygulanmaktadır. Monoklonal antikorlar kanser hücrelerinin yüzeyinde reseptörlere (alıcılar, kabul ediciler) bağlanır. Böylece, reseptörler çalışamaz, hücre içerisinde yaşam için gerekli bir seri işlem yapılamaz ve hücre ölür.
Aşı tedavisinin çıkış noktası, enfeksiyonlarda olduğu gibi, insandaki normal savunma sistemine yöneliktir. Enfeksiyon nedeni olan mikroplar ya da salgıladıkları maddelerin yapısı bir gen kadar komplike olmadığı için başarı sağlanmış ancak kanserde henüz başarı yeterli değildir.
Gen tedavileri gündemde tartışılmaktadır. Sağlıklı yaşamı yönelten genlerin normalden sapmalarının, kanser de dahil olmak üzere, birçok hastalığın nedeni olduğu ortaya konulduktan sonra gündeme gelmiştir. Ancak, gen tedavisinde her zaman uygun sonuçlar alınamadığı da bir gerçektir. Ayrıca, uygulama açısından başarıya sağlansa bile, bu konu etik yönden birçok ülkede tartışılacak ve yasal engel bulunacaktır.
Angiogenez baskılayıcıları güncel tedavi yöntemleri içerisindedir. Tüm hücrelerde olduğu gibi tümör hücrelerinin solunumları ve beslenmeleri için yeni kan damarları yapımı (angiogenez) gerekir. Böylece tümörler büyür, metastazlar oluşur. Angionez baskılayıcıları bugün kanser tedavisinde uygulanmaktadır.
İnsanda hücre yenilenmesi için gerekli ve apoptozis olarak adlandırılan “programlanmış hücre ölümü” olayı dikkate alınarak “apoptoziz uyarıcıları” gündeme gelmiştir. Hücre yenilemesini amaçlayan bu kaçınılmaz biyolojik ölüm kanser hücrelerinde görülmediği için çalışmaların bir bölümü kanser hücrelerinde apoptoziz uyarılmasına yöneltilmiştir.
Kanser aşıları bu hastalıkta ne kadar etkili oluyor? Türkiye’de şu anda böyle bir uygulama var mı? Yoksa ne zaman uygulanmaya başlayacak?
Bağışıklık sistemi olarak isimlendirilen vücut savunma sistemi yabancı etkenler ve hastalıkla savaşta uzmanlaşmış hücreler ve dokular ağından oluşur. Kanserle savaşma veya korunma için bağışıklık sistemini kullanan tedaviler biyolojik tedavilerdir.
Tümör hücreleri normalden farklı, yabancı ve tehlikeli olmalarına rağmen bağışıklık sisteminin bu hücreleri genellikle tehlikeli veya yabancı görmeyerek, onlara karşı kuvvetli bir atak yapmadığı izlenmektedir. Bu olayı temel alan kanser aşılarının amacı mevcut kanseri tedavi etmek veya kanser oluşumunu önlemek için bağışıklık sisteminin uyarılmasını sağlamaktır. Bağışıklık sistemin uyarılışını gösteren en güzel örnekler mikrobik hastalıklardaki koruyucu aşılar, tedavi edici serumlar ve organ nakillerindeki ret reaksiyonlarıdır.
Kanser hastalarına uygulanan tedavi edici aşılar insanın normal hücrelerine zarar vermeden kanser hücrelerini tanıyan ve saldıran bağışıklık sistemini uyararak kanserin tedavisi için planlanır. Aşıların bu tiplerinden mevcut kanserlerin daha ileri gelişmelerinin veya tedavi edilmiş kanserlerin tekrarlamalarının önlenebilmesi ve daha önceki tedavilerin öldüremediği kanser hücrelerinin elimine edilmesi beklenmektedir. Sağlıklı kişilere yapılan koruyucu aşılar, kanser-nedeni virüslere saldırmak ve virüs enfeksiyonlarını önlemek için, bağışıklık sistemini uyarmak amacı ile uygulanır.
Ancak, kanser aşıları halâ geniş araştırmaları yapılan yeni bir biyolojik tedavi tipidir. Bilimsel alan günümüzde geniş insan araştırmalarında, kanserlerin belirli türlerinde etkili yaklaşımları saptamak için, farklı aşıları değerlendiriyor.
Bugün henüz kanserin her hangi bir tipi için standart bir tedavi olarak hiçbir kanser aşısı onaylanmamıştır. Ancak, beslenme ve ilaç konusunda en etkili kuruluşlardan bir tanesi olan “ABD İlaç ve Beslenme Yönetimi” kadın rahim boynu kanserlerinde rolü olan human papillomavirus (HPV) ve karaciğer kanserlerinde rolü olan hepatiti-B virus enfeksiyonlarına karşı koruyucu olarak yardım edebilen iki aşıya onay vermiştir.
Gen haritasının bulunması kanser tedavisinde etkili oldu mu? Her ne kadar ülkemizde ve bazı ülkelerde etik açıdan gen tedavisi uygun görülmese de insan yaşamını kurtaracaksa neden yapılmasın ki?
Genlerin anlaşılması ve yönetilmesindeki ilerlemeler hastalıkla savaş ve önlem araştırmaları, hasta genetik materyelini değiştirebilme çalışmaları dönemini başlatmıştır. Gen tedavisi hastalıkla savaşmak için kişinin hücreleri içine genetik materiyel (DNA veya RNA) sokulmasını kapsayan bir deneysel tedavidir. Bugün kanserin birçok tiplerinde ve diğer bir grup hastalıkta araştırma yapılmaktadır.
Kanserin gen tedavisi için çok yönlü çalışılıyor. Bazı yaklaşımlarda kanserle savaşta yeteneklerini arttırmak için sağlıklı hücreler, diğer bir grup yaklaşımda tahrip etmek veya gelişmelerini önlemek için, kanser hücreleri hedef olarak alınıyor.
Üzerinde çalışılan gen tedavisi tekniklerinin önde gelenleri değişikliği veya eksikliği ile kanser nedeni olabilen bazı genlerin sağlıklı genlerle değiştirilmesini, bağışıklık cevabının düzeltilmesini, kemoterapi ve radyoterapi veya diğer tedavileri daha duyarlı kılmak için birlikte uygulamasını, kanser ilaçlarının yüksek dozlarının yan etkilerine karşı daha dayanıklı olmasını sağlamak için kan-yapıcı ana hücreler içerisine gen yerleştirilmesine veya kanser hücrelerinin yeni kan damarları yapımını önleme amacına yöneliktir.
Bir gen transferde genellikle direkt olarak kişinin hücreleri içine verilmez, bir taşıyıcı olmalıdır. Taşıyıcılar çoğunlukla bazı hücreleri tanıma ve hücre içerisinde DNA’larına girebilme yeteneğine sahip olabilen virüslerdir. Bu ikilinin bağlantıları için değişik tip virüsler ve teknikler kullanılmaktadır.
Gen tedavisinde temelde önde gelen sorun konunun etik, yasal ve sosyal yönleridir. Fakat daha önemlisi gen tedavisi çalışmalarında virüslerin sıklıkla bir hücre tipinden daha çok tipte hücreyi etkilemesi, DNA’da yanlış bir bölgeye oturması istenmeyen enfeksiyonlara veya yeni kanserlere neden olması gibi riskleri de sorundur. Bu nedenlerle, henüz yaygın uygulama olanakları yeterli değildir.
Kanseri kökten çözmek mümkün mü? Bu ne zaman mümkün hale gelebilir? Teknoloji, kanser ve önemli hastalıkları tedavi etmekte şu anda yeterli mi? yoksa, teknolojinin bu hastalıklar karşısında daha ileri bir noktada mı olması gerekiyor?
Kesin neden bulunduğu zaman mümkündür, ancak bugünkü bilgi birikimi ve teknoloji çok ileride olmasına rağmen kesin nedeni ortaya koyamamıştır. Tıpta en güzel atak hedefe yönelik olan ataktır. Kanserde neden belli olmadığı için kesin hedef belli değildir ve tedaviler nedene değil neden veya nedenlerin getirdiği sonuçlara yöneliktir. Bilgi birikimi ve teknolojinin daha ilerlemesi ile kesin neden ortaya konulduğu zaman kanser kökten çözülebilecektir.
Farklı kanser türlerinde farklı tedavi yöntemleri uygulaması, hastalığın gelişimini durdurmak için gerekli midir?
Kanser tek bir hastalık değildir. İnsan yapısında ne kadar hücre tipi var ise, o kadar kanser tipi olacaktır. Kanser hastalığı genel bir deyimdir ve doğrusu “kanserler” deyimidir. Durum böyle olunca her grup hücrenin oluşturduğu sistemler için farklı tedavi yöntemleri uygulanması normal ve gereklidir.
Bazı bilim adamları, olumlu düşünceye sahip olan insanların hayatlarında daha mutlu ve daha başarılı olduğunu söylüyorlar. Olumlu düşünce bu hastalığın iyileşmesinde etkili olabilir mi?
Kansere psiko-sosyal açıdan bakıldığı zaman, Dünya Sağlık Örgütü’nün insan sağlığını köşelerinde fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlık olan bir üçgenle belirlediğini görürüz. Sağlık üçgeninin köşelerinden bir tanesinin normalden sapması diğer köşeleri de etkiler ve kişinin sağlığını bozar. Bu bakış açısına göre, fiziksel sapmalar psiko-sosyal değişimlere neden olabileceği gibi, psikolojik ve sosyal denge sapmaları da fiziksel hastalıklara neden olabilir.
Bugün, kanserin psiko-sosyal yönü son yirmi yılda onkolojinin bir alt uzmanlığı olarak ortaya çıkan ve onkoloji bilim dalları arasına giren psiko-onkoloji tarafından inceleniyor. Bu dal hastalığı neden ve sonuçları ile ele aldığı gibi, ayrıca, korunma ve tedaviye etkili olan psiko-sosyal bakışlara da odaklanıyor. Bu konunun uzmanları “kanserle uğraşı bedenin ve beynin birlikte uğraşısıdır” deyimini kullanıyorlar. Psiko-onkoloji kansere iki boyutla yaklaşıyor. Risk, neden ve tedavi sonu sağ kalımı etkileyen psikolojik, davranışsal ve sosyal faktörleri inceleyen “psiko-biyolojik” boyut veya bütün evrelerdeki hastaların ve ailelerinin hatta tedavi edicilerin kansere psikolojik cevaplarını inceleyen “psiko-sosyal” boyut ile kanseri ele alıyor. Bu nedenlerle, kanser merkezlerinde psikolog, psikiyatr, sosyal çalışmacı, hemşire ve din adamı ile psiko-onkoloji araştırma grupları oluşuyor. Ayrıca, birçok onkoloji disiplinlerinde, özellikle müşterek becerilerin gelişmesine dikkatleri çekerek, hasta bakımı eğitim şekilleri ve psiko-sosyal bakış açısı dikkate alınarak değiştiriliyor. Hasta bakımının psikolojik, insancıl, etnik ve dinsel görüşlerle birleşik yürütülmesine yönelik araştırmalar artıyor.
Birçok kanser merkezleri ve onkoloji bölümlerinin şimdi hastalar ve aile bireylerinin sıkıntılarını bertaraf etmek için eğitim veren psiko-onkoloji veya psiko-sosyal üniteleri var.
Özellikle kanser hastalığını geçiren veya kanser hastası aile bireylerinden oluşan “gönüllüler” bu konuda önemli rol oynuyorlar. Gerek onkoloji klüpleri gerek bu tip kişilerin girişimleri ile gruplar kuruluyor. Birçok kişisel ve grup tedavileri kanser hastalarında ruh durumu ve yaşam kalitesi düzelmesinde etkilerini göstermektedir. Kanser hastalarının içten çabalarından dolayı, bugün kanser öncesi, süresi ve tedavisi sonunda yardım için birçok organizasyonlar ve hizmet veren e-posta listeleri var.
Alternatif tedaviler bu hastalıkta işe yarar mı? Kemoterapi ve radyoterapi gören bir hasta, aynı zamanda alternatif tıptan yardım alsa, bu bir sakınca doğurur mu? (bitkilerle tedavi, yoga, meditasyon gibi)
Alternatif tedaviler bugün kabul edilen bir gerçektir. Özellikle kanser öncesi koruyucu ve kanserde destekleyici rolleri kabul edilmektedir. Fakat bu konuda en önemli nokta hastalığın bilimsel yöntemlerle tedavisine karşı olup, alternatif tedavilerinin etken olduğu iddiası ile hastaları ve yakınlarını ahlâk dışı yöntemlerle tedavi etmeye kalkanlardır. Fiziksel ve psikolojik yaklaşımlar sakıncalı olmayabilir. Ancak, faydalı veya sakıncalı etkileri bilimsel olarak ortaya konulmamış ve kökeninin ne olduğu bilinmeyen bitki ekstreleri veya benzer şeylerle yapılan alternatif tedaviler kanser ilaçları ile birlikte kullanıldığı zaman kan sisteminde çok defa önlenemeyen ciddi komplikasyonlara neden olmaktadır.
Türkiye’de bazı bölgelerde, özellikle “Karadeniz bölgesinde” kansere yakalanma oranı diğer bölgelere göre daha fazla, bunun sebebi nedir? Ve nasıl önlem alınabilir?
Karadeniz bölgesindeki kansere yakalanma olayının diğer bölgelere göre daha fazla olmasının nedenini Çernobil olayına bağlamak artık yanlış olmayacaktır. Sağlık Bakanlığı istatistikleri bu bölgemizdeki kanser olasılığını olaydan önce % 0,5-0,7 değerlerinde verirken, olaydan sonra bu değer %60 düzeylerine çıkmıştır. Kısa süre önce Tabipler Birliği de konuya yaklaşmıştır. Önlem dönemi geçmiştir. Ancak, gelecek benzer felaketler için bir ders olabilir.
İnsanlara sağlıklı kalmaları için neler önerirsiniz?
Bugün, kanserin nedenlerine yönelik araştırmalar korunmada, tanı yöntemlerinde ilerlemeler erken tanıda, yeni buluşlar ve uygulamalar tedavide etkili olarak kanseri beraber yaşanır kronik bir hastalık durumuna getirdiği gibi, kanserden ölüm oranlarını da düşürmüştür.
Korunma önerileri, özellikle yüksek riskli kişilerin erken tanı için önerilenleri, hasta olanların bilimsel tıbbın gerektirdiği tedavi yöntemlerini izlemek çok şeyi daha güzel yapacaktır.
Ancak, bir grup kanser hastası her şeye rağmen hastalıklarının gidişi veya tedavisi esnasında belirgin arazlar veya karmaşa deneyimi geçirmekte, ayrıca hasta ve aileleri psikolojik, sosyal ve ruhsal zorluklar yüklenmektedir. Bu nedenlerle, erken tanı ve tedavisindeki ilerlemelere rağmen, kanser önde gelen bir toplum sorunu olarak devam etmekte, bu sorunun büyük kısmını ilerlemiş veya dirençli hastalar taşımaktadır.
Bu durum, kanserin getirdiği çeşitli olumsuzluklar yanında hastalığa ek olarak kişiler ve toplumlarda psiko- sosyal değişimlere neden olabiliyor. Bu kişilerde belirgin psiko-sosyal sıkıntıların azaltılmasının yaşam kalitesine sahip olmanın bir parçası olduğu da bir gerçek. Bu nedenlerle, kanser hastası veya ailesinden kişilerin sıkıntılarının tanı ve tedavilerine yönelik ilgi artmıştır.
Temelde sorunlar kanser sürecinde çok çapraşıktır. Kür sağlamaya yönelik tedavilerde hedefe varılabilecek mi? geçici tedavilerde kontrol ve konfor sağlanabilecek mi? tamamlanan tedavilerde yaşam devam edebilecek mi? gibi sorular ve hastalığı olmadığı halde aile geçmişi nedeniyle genetik riske sahip olunduğunun bilinmesi kargaşa nedenlerinin önde gelenleridir. Bunların ötesinde, zaman zaman onkolojistlerde de özellikle hastaya kötü haberlerin verilmesinde stresler izlenebilir.
Etik ve yasal açıdan kanser nedir?
Tıbbi bakımı sonlandırmada hüküm süren yasal tartışmalarda hastanın tıbbi bakımı reddetme hakkı var mıdır? Tıbbi girişimin hangi tipleri sonlandırılabilir? Bakımın sonlandırılmasına kimler karar verebilir? Bakımı sonlandırma kararı için hangi kriterler rehberdir, ya da önde gelen standart nedir? Bu konular tartışılmaktadır. Ayrıca, hekim yardımı ile intihar ve ötenazi çeşitli ülkelerde değişik şekillerde değerlendirilmektedir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
4/5/2008 · Kategori: Kanser
Gırtlak kanserleri, Kulak Burun Boğaz Hekimliğinde en sık görülen kanser türlerinden biridir.
Tümör genellikle, çevre organlara ve boyuna yayılmadan önce uzun süre gırtlak içinde sınırlı kalır. Erken tanı ile hastalığın tam olarak tedavi edilme şansı vardır.
Ancak ileri dönemlerde başvuran hastalarda ve bunların tedavisi sonucunda, hastanın yaşam kalitesini düşüren ve sosyal yaşantısında büyük sıkıntılara yol açan kalıcı fonksiyon kayıpları ortaya çıkabilir.
- Hastanın ses tellerini tamamen kaybetmesine, konuşamamasına ve çevre ile olan iletişiminin tamamen kopma noktasına gelmesine neden olan gırtlağın tamamen çıkartılması,
- Hastanın boynunda nefes alabilmesi için kalıcı delik oluşturulması ortaya çıkabilecek sıkıntıların en uç noktasını oluşturur.
GIRTLAK KANSERİ KİMLERDE OLUŞUR ?
Gırtlak kanserlerinin, diğer kanser türleri gibi nasıl oluştuğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, sigara içimi ile doğrudan ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Sigara ile birlikte alkol kullanımı bu riski artırmaktadır.
Gırtlak kanseri genellikle 50-60 yaş grubundaki erkeklerde sık görülür. Ancak giderek daha genç yaşlarda ve kadınlarda da görülmeye başladığı göz ardı edilmemelidir.
HASTALIĞIN BELİRTİLERi NELERDİR ?
Maalesef, diğer birçok kanser türünde olduğu gibi gırtlak kanserinin de hastalığa özgü bir belirtisi yoktur. Gırtlak kanserinin belirtileri daha çok organ içindeki yerleşimi ve büyüklüğü ile ilgilidir.
Tümör ses telleri üzerine yerleşmiş veya bu bölgeye ilerlemişse ses kısıklığı ve ses kalitesinde değişiklikler genellikle ilk ortaya çıkan belirtilerdir.
Bu nedenle uzun süren ses kısıklıkları ihmal edilmemeli ve mutlaka bir K.B.B Hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

Gırtlak kanserinin diğer belirtileri; boğazda takılma hissi, boğazda ağrı, kulaklara yansıyan ağrı şeklinde de olabilir. Bu belirtilerin herhangi bir boğaz rahatsızlığından (örneğin : farenjit) da kaynaklanabileceğine dikkat ediniz. Bu nedenle uzayan her türlü yakınmanız için doktorunuza başvurunuz.
Büyük tümörler ise; nefes darlığı, yutma güçlüğü, yutma sırasında ağrı, kanlı balgam gibi belirtiler verirler.
Hastada genel düşkünlük hali, kilo kaybı olabilir. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık oldukça ilerlemiştir.
Kanser boyuna yayılmışsa, boynun yan tarafında şişlik ortaya çıkar.
HASTALIĞIN SEYRİ NASILDIR ?
Gırtlak kanserleri, genellikle uzun süre organ içinde kalırlar, yayılımlarını gırtlak içinde yaparlar. Daha sonra çevre organlara ve boyundaki lenf bezlerine yayılırlar. Kanserin, akciğer, kemik, karaciğer gibi uzak organlara sıçrama yapması nadirdir ve genellikle ileri tümörlerde görülür. Bu şekli ile vücudun diğer yerinde beliren birçok kanser türüne göre nisbeten daha ılımlı bir seyri vardır.
HASTALIĞIN KLASİK TEDAVİ ŞEKLİ
Larenks kanseri bulunan bütün hastalar için bir tedavi seçeneği vardır. Tedavi türünün seçimi de kanserin larenksin neresinde olduğuna, evresine, kişinin yaşına ve genel sağlık durumuna göre yapılır.
Temel olarak üç tür tedavi yöntemi uygulanmaktadır :
- Cerrahi (kanserli dokunun ameliyatla çıkartılması)
- Radyasyon tedavisi (kanser hücrelerinin öldürülmesi için radyasyon ışınlarının kullanılması)
- Kemoterapi (kanser hücrelerini öldüren ilaçlarla tedavi)
Cerrahi, larenks kanserinin tedavisinde sık kullanılan ve birçok larenks kanserinde en etkili tedavi yöntemidir. Kanserin ve larenksin bölümlerinin çıkartılması için aşağıdaki ameliyatlardan biri kullanılabilir:
- Kordektomi: bir ses telinin alınması
- Parsiyel larenjektomi: Larenksin bir bölümünün alınması
- Total larenjektomi: Larenksin tamamının alınması. Bu ameliyatların hepsinde boynun ön kısmında nefes borusuna giden bir delik açılabilir ve buradan nefes alınması sağlanır. Total larenjektomide larenksin tamamı alındığından bu delik kalıcıdır. Diğer ameliyatlarda ise, ameliyat bölgesi iyileştikten sonra açılan delik kapatılır. Eğer kanser hücreleri boyundaki lenf bezlerine yayılmışsa veya yayılma ihtimali yüksek görülüyorsa, ameliyat sırasında boyundaki lenf bezlerinin de çıkartılması (boyun diseksiyonu) gerekebilir.
- Lazer cerrahisi: Erken teşhis edilen bazı larenks kanserlerinde, kanser dokusunun lazer ışını ile kesilerek çıkartılması
Radyasyon tedavisi (Radyoterapi)'de yüksek enerjili radyasyon ışınları kullanılarak kanser hücreleri öldürülür ve tümörler küçültülür. Radyasyon ışınları, larenks kanserlerinde genellikle boyuna dışardan bir cihazla verilir. Uygulama, her gün belli dozda radyasyon verilmesi şeklinde yapılır ve bu tedavi larenks kanserlerinde genellikle 6 hafta sürer. Radyasyonun kanser hücreleri üzerindeki etkisini artırmak için radyoterapi sırasında bazı ilaçların da verilmesi gerekebilir.
Kemoterapi'de kanser hücrelerinin öldürülmesi için ilaçlar kullanılır. Kemoterapide kullanılan ilaçların bazıları ağızdan alınan haplar şeklindedir; ancak çoğu hastanede uygulanması gereken ve enjeksiyon şeklinde verilen ilaçlardır.
Tedavi şekli; tümörün gırtlak içindeki yerleştiği bölge, yayılımları ve büyüklüğüne göre değişir. Hastanın yaşı, genel durumu, akciğer fonksiyonları ve hastanın tercihleri tedaviyi yönlendiren diğer hususlardır.
Ülkemizde gırtlak kanserinin tedavisi ağırlıklı olarak cerrahi yöntemlerle yapılmaktadır. Radyoterapi (ışın tedavisi); ses telleri üzerindeki küçük tümörler için veya cerrahi tedaviyi tamamlayan yardımcı bir yöntem olarak 4-6 haftalık kürler şeklinde uygulanmaktadır. Büyük boyutlu yaygın tümörlerin sadece radyoterapi ile kontrol şansı oldukça azdır. Kemoterapi uygulaması (ilaç tedavisi) ise ancak büyük boyutlu yaygın tümörlerde, tümör hacmini küçültmek ve klasik tedavi şekillerine hazırlık olarak uygulanabilmektedir.
Hastalığın tedavisinde, erken teşhisin önemi büyüktür. Küçük boyutlu kanserlerde, hastanın genel durumu da müsaitse, gırtlağın tamamının çıkartılmasına gerek kalmadan, kısmi cerrahi ile (konservatif cerrahi), sadece tümörlü kısım güvenli sınırlarla çıkartılmakta ve bu şekilde ses telleri ve gırtlağın diğer bölümleri korunabilmektedir. Bu grup ameliyatların çoğunda boğazda kalıcı delik açılmasına gerek kalmaz. Günümüzde gırtlağın tam olarak çıkartılmasına gerek kalmadan tedavisine imkan veren birçok cerrahi yöntem bulunmaktadır.
Bu ameliyatlar ülkemizde, gırtlak kanseri konusunda uzmanlaşmış merkezlerde yapılmaktadır.
Halbuki büyük boyutlu ve yaygın tümörlerde, gırtlağın tam olarak çıkartılması gerekli olabilir. Bu durumda, kanseri tedavi etmek için ses telleri feda edilmektedir. Hastanın nefes alabilmesi için de nefes borusu boyun cildine tesbit edilir. Bu durumda hastada kalıcı delik oluşturulması zorunludur. Ancak ses telleri çıkartılan hastaların tekrar anlaşılabilir düzeyde konuşabilmesi için birçok yöntem bulunmaktadır. Bunlar arasında hastanın yutak sesini kullanabilmesi konusunda eğitimi, konuşma protezleri sayılabilir.
Tümör yeri ve boyutları ile orantılı olarak boyundaki lenf bezlerine yayılım yapmısşa veya hasta bu risk altında ise, boynun tedavisi de ameliyat planına dahil edilir.
HASTALAR NE KADAR YAŞARLAR?
Günümüzde uygulanan tedavi şekillleri ile hastaların tam olarak tedavisi ve uzun süreli yaşam mümkündür. Ancak bunun için hastalığın erken dönemde tanısı çok önemlidir.
Genel bir ifade ile, ses telleri üzerindeki küçük bir tümörün tam olarak tedavisi ile 5 yıllık yaşam süresi olguların %90-95’inde mümkün olabilmektedir. İleri boyuttaki bir tümörde ise bu oranlar %35-50’ye düşmektedir. Bu bulgular, kanserin erken dönemde tedavisinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)