bilgi sitesi

Domuz gribi deil gdo lu gıdalar öldürecek

2/11/2009 · Kategori: Kanser

Domuz gribi cıktı cıkalı yok onu yiyin  iyi gelir bunu yiyin iyi gelir gibi laflar piyasada dolaşmakta yiyecegizde kardesim yedigimiz seyler artık domuz gribinden daha zararlı hale geldi genetigi  degiştirilmis tohumlardan üretilen gıdalar insanda kalıcı bozukluklara dna sını bozar hale geldi domuz gribinden   5 kişi ölüyosa o tohumun meyvelerinden milyonlarda kisi kansere yakalanıp ölecek son yasalarlada iyice serbest hala gelen  genetigi degiştirilmiş  tohumlar artık her yerde kullanılacak 

   Son zamanlarda yediginiz neyin tadı kaldıki zaten ne alırsak saman gibi geliyor insana renk büyüklük  var ama tat koku  vitamin  varmı içinde artık hiçten olmuyacak eskileri cok arıyacagız  bu genetigi  degiştirilmis tohumculukta israil  dünyada 1 numaraymıs  yine  sömürdü tüm dünyayı hadi bakalım herkes terasına bir legen  ve içine ne yetiştirebiliyorsa  eksin kolay gele :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Türkiye'de kıymeti bilinmedi, Amerika destek verip kanser ilacı üretti

11/5/2008 · Kategori: Kanser

Zakkumcu doktoru ABD kaptı!

  • 1992'de, ABD'den, zakkumdan elde edilen 'Oleander' maddesinin bağışıklık sistemini güçlendiren etkisi üzerine patent aldı
  • 1995'te bu konudaki araştırma haklarını bir ABD firmasına verdi
  • İlacın faz 2 çalışmaları devam ediyor
  • Çalışmalar tamamlanıp sağlık bakanlığı onay verdiğinde, ilacı ABD'den ithal edeceğiz
  • İlaç Honduras'ta resmen satılıyor, İrlanda'da bazı şartlarda kullanma izni var
  • Zakkumdan elde edilen ilaç, kanserin yanı sıra AIDS'e de iyi gelecek
  • Dr.Ziya Özel
    Dr.Ziya Özel Göster
    Onu tüm Türkiye üçkâğıtçı, şarlatan, sahtekâr, yalancı gibi sıfatlarla hafızalara kazımışken, dünya 'Zakkumcu Ziya'ya, daha doğrusu Genel Cerrah Op. Dr. Ziya Özel'e 'insanlığın yararına büyük bir buluşun altına imza atmış değerli bir bilim adamı' gözüyle bakıyor. Her ne kadar, zakkum bitkisinin (Nerium Oleander) kanser hastalıkları üzerindeki olumlu etkileriyle ilgili çalışmaları Türkiye'de 'bir göz atılmaya' dahi değer görülmemiş olsa da, Op. Dr. Ziya Özel'in adı dünya çapında tıp literatürüne geçti bile. Zakkumun ekstresinden, yani hammaddesinden oluşturduğu ilaç, ABD'de, Texas eyaletinin San Antonio kentinde bulunan Ozelle Pharmaceuticals laboratuvarlarında üretilmeye başlandı. Texas Üniversitesi M.D. Anderson Kanser Merkezi, Cleveland Kanser Kliniği, Memorial Sloan-Kettering Kanser Merkezi gibi ABD'nin önde gelen tıp merkezlerinde bu ilacın etkileriyle ilgili ciddi klinik çalışmalar ise sürüyor. Klinik çalışmaların faz 1 denemeleri, FDA tarafından onaylanarak faz 2 çalışmalarına başlanmasına izin verildi; hatta Dr. Robert Bockowski başkanlığında Cleveland Kanser Kliniği'nde gerçekleştirilen ve zakkumdan elde edilen hammaddenin tümörlere karşı etkili olduğunu gösteren klinik çalışma, ABD'de Amerikan Klinik Onkoloji Cemiyeti'nin (ASCO) 2001 yılında düzenlendiği konferansta bile sunulmuş durumda. Dünya çapında, özellikle de ABD ve Avrupa'da birçok laboratuvar, ileride başta kanserli hastalara yarar sağlayacak olan bu ilacın piyasaya bir an önce çıkması için klinik çalışmaları sürdürerek adeta birbirleriyle yarışıyor, Dr. Ziya Özel'e de gelişmelerle ilgili düzenli rapor veriyorlar. Rapor vermek zorunda olmalarının nedeni ise zakkumdan elde edilen 'Oleander' adlı hammaddenin patentinin 1992 yılından beri Op. Dr. Ziya Özel'de olması. İrlanda'da bazı durumlarda ilacın kullanılmasına izin verilmişken, Honduras'ta ilaç resmen eczanelerde satılıyor...
    Peki tüm dünyadaki bu bilimsel çalışmalara öncü olarak gösterilen, ancak kendi ülkesi tarafından 'pratisyen hekim', hatta 'Zakkumcu Ziya' olarak dışlanan, mahkeme kapılarında 'süründürülen', yıllarca kanser hastalarını 'kandırmakla' suçlanan Op. Dr. Ziya Özel şu an nerede ve ne yapıyor? Bunu kimse bilmiyor. Çünkü o, artık herkese kırgın, herkese küskün, kimseyle görüşmüyor, telefonlara çıkmıyor, gazetecileri ise yanına bile yaklaştırmıyor. Artık hasta da bakmıyor, kâh Marmaris'te, kâh İstanbul'da, kâh Amerika'da yaşamını sürdürerek ilacıyla ilgili bilimsel gelişmeleri takip ediyor, Türkiye'nin bu ilacı üreteceği günleri değil de, maalesef milyar dolarlar vererek ABD'den ithal edeceği günleri üzüntüyle bekliyor...
    Op. Dr. Ziya Özel'le görüşebilmek için binbir yolu denedik, telesekreterine mesajlar bıraktık, onu tanıyan-tanımayan herkesten yardım istedik, belediye başkanını bile devreye soktuk, ama olmadı. Dr. Ziya Özel küskünlüğünü bozmadı. En sonunda İstanbul'dan kalkıp elimizde bir kutu çikolatayla Marmaris'teki evinin kapısını çaldık. Ve sonunda bizimle barıştı... İşte, hiç kimsenin ulaşamadığı Dr. Ziya Özel'in, Marmaris'teki evinin bahçesinde tam iki buçuk saat boyunca Tempo'ya anlattıkları...

    -----
    Hedef bağışıklık sistemini güçlendirmek

    - Zakkumlarla ilgili çalışmalarınıza ne zaman başladınız?
    1970'te Muğla Devlet Hastanesi'nde başhekimlik yaparken, kanserli hastaların çokluğu dikkatimi çekti. O yıllarda kanserli hastaların coğrafi dağılımını da araştırıyordum, yani Türkiye'nin hangi bölgesinde hangi kanser türlerinin sık olduğunu. Aynı zamanda hafta sonları civardaki köylere gidip, oralardaki insanlarla temas kurarak, onların yaşantılarına bakardım. Bir gün, bir köyde cilt kanserli bir hastanın yarasını gösterdiler bana. Yaranın üzerine halk arasında 'ağı yaprağı' olarak bilinen, zakkum yaprağı sarılıydı. Bunun, azgın yaraya iyi geldiğini söyledi bana köylüler. Dolayısıyla ben de zakkumun kanserler üzerindeki etkisini araştırmaya başladım ve zakkumla ilgili ilk çalışmalarıma 1966'da başlamış oldum. Her türlü tedavi şansını kaybetmiş olan hastalarda bazı uygulamalar yaptım ve aldığım sonuçları 1973'de Ankara'da toplanan 4. Balkan Tıp Günleri toplantısında sundum. Toplantıda, elimde kanserli hastalara iyi geldiğini gördüğüm bir bitki ekstresi olduğunu, etkisinin, kanserde bugüne kadar kullanılan ilaçların etkisine benzemediği; saç dökmediği, kan değerlerini düşürmediği, sadece bazı hastalarda üşüme, titreme ve ateş gibi reaksiyonlar görüldüğünü anlattım. Ayrıca, ekstrenin yan etkisinin tıpkı aşıların yol açtığı yan etkilere benzediğini söyledim ve araştırma imkanı olan kuruluşların bu konuya eğilmelerini önerdim. Kongrede vermek istediğim mesaj buydu ama yerini bulmadı. Daha bir gün sonra "Olmaz böyle bir şey, Amerika bu işe Türkiye'nin bütçesi kadar para ayırıyor ve bir şey bulamadı. Sen mi bulacaksın?" diye üzerime yürüdü herkes. Ve bu işi bırakmam için her türlü baskıya maruz kaldım.
    - Neden bu işi bırakmadınız?
    İyi olmuş hastaları gördüğüm için bu konuyu bırakamadım ve çalışmalarıma devam etme ihtiyacı duydum. Yurtiçinde ve yurtdışında araştırma yapma imkanı olan yerleri aradım. Zakkumun hammaddesinin bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkisini 1986 ve 87 yıllarında Sandoz laboratuvarı tespit ederek bana bildirdi. Basel'de düzenledikleri bir toplantıda zakkum hammaddesinin nasıl etki ettiğini, etki tarzını, yan etkilerini, zehirli olup olmadığını ve buna benzer her türlü sonuçları açıkladılar. Daha sonra Almanya'da çalışmalar yapılmaya başlandı ve sonuçlar 1990'da Bonn'da düzenlenen bir Uluslararası Farmakognozi Kongresi'nde açıklandı.
    - Oleander adlı zakkum ekstresinin patentini ne zaman aldınız?
    Patent için 1986 yılında başvurduk, ancak patentin çıkması 1992'yi buldu. ABD ve Avrupa dahil, dünyanın 28 ülkesinde zakkumun hammaddesi olan Oleander'in patentini aldım. Hem ABD'de, hem de Avrupa'da aynı anda çıktı. Avrupa'da merkezi Münih'te olan Avrupa Patent Merkezi var. Orada 12 ülkenin patenti birden çıkarıldı. 1995'in sonunda ise ABD'de benim adımı verdikleri 'Ozelle Pharmaceuticals' adlı bir firmaya araştırma haklarını verdim. Hâlâ da ABD'de araştırmalar yapılıyor zakkumla ilgili. Bu şirket ABD'de ilacın faz 1 denemelerini yaptı, faz 2 denemeleri ise şirket içindeki bazı anlaşmazlıklardan dolayı biraz gecikti. Ancak şu an o sorunları da aştılar ve faz 2 çalışmalarına devam ediyorlar. Kısa süre içinde bu çalışmaların da tamamlanacağını ve ilacın insanlığın hizmetine girecek şekilde geliştirileceğini umuyorum.
    - Patentin ne olduğunu bilmeyen profesörlerin bile var olduğu bilinen bir gerçek. Bu nedenle patentin ne olduğunu ve ne işe yaradığını anlatabilir misiniz?
    Patent, yeni bir buluşa verilen haktır. Bir buluşla ilgili patent aldıktan sonra 17 yıl süreyle patent sahibinin müsaadesi olmadan, hiç kimse o buluşu kullanamaz. Türkiye'de zannedildiği gibi bir dosya hazırlayıp ücretini ödeyen herkese verilen bir belge değil patent. Çok zor alınıyor. İlk olarak yetkililere bilgi veriliyor. Yani, patent enstitüsüne ilacın tarifini ve çalışmalarınızla ilgili bilgi veriyorsunuz. Daha sonra bu tarifi oradaki uzmanlar kendi laboratuvarlarına girip uyguluyorlar. Bütün bu masrafları da siz ödüyorsunuz. Bir de ABD'de bir dosya götürerek patent alınmıyor. Patenti takip edebilmek için ayrıca ABD kökenli bir patent avukatı da bulmak zorundasınız. Çünkü patent alınıncaya kadar sürekli yazışmalar oluyor. Tüm dünyada insanlar ilacım ile ilgili yaptıkları her araştırmayı bana rapor etmek zorunda.
    - İlacınızın çalışmaları henüz faz 2'de. Peki bir ilacın FDA tarafından onaylanabilmesi için kaç evreden geçmesi gerekiyor?
    FDA'nın kendine göre kuralları var. Faz 1 ve faz 2'den sonra faz 3 ve faz 4'ü tamamlamak gerekir. Ama FDA, ilacın kıymetine göre bu evreleri kısaltabiliyor. Israrla belirtmek istediğim bir konu var: Bu ilaç kanser ilacı değil. Bu ilaç, vücutta bağışıklık sistemini güçlendirme ilacı. Halkımız arasında yanlış biliniyor.
    - Öyleyse sadece kanser değil, AIDS gibi bağışıklık sistemini ilgilendiren birçok hastalığın tedavisinde kullanılabilir...
    Elbette. Örneğin bağışıklık sistemindeki bozukluklardan kaynaklanan, Behçet Hastalığı ya da AIDS gibi pek çok hastalıklar var. Ancak çalışmalar daha çok kanser üzerine. Honduras'ta bir klinik bu ilacı birçok hastalığın tedavisinde kullanıyor. Ancak bu klinik eskiden ilacı ABD'de bu ilacı üreten Ozelle Pharmaceuticals şirketinden alıyordu, şimdi almıyor. Çünkü bu şirket onlara yaklaşık 1 buçuk yıldır ilaç vermiyor. Vermedikleri halde ilacın oraya nasıl gittiğini merak ediyorum. Bir üçkağıt var ortada. Herhalde birileri kaçak üretiyor.
    - Honduras'ta bu ilaç resmen satılıyor mu?
    Evet. Özellikle de Honduras'taki Salud Integral adlı kliniğin çok ciddi çalışmaları var bu konuyla ilgili. Honduras'ta ilacın kullanılması ve eczanede satılmasına dair hükümet kararı var. Orada resmen satılıyor ve kullanılıyor. İrlanda'da da bazı şartlarda kullanma izni var.
    - Sizce ilaç ne zaman piyasaya çıkabilir?
    Bu, çalışmaların hızına ve başarısına bağlı. Faz 2 denemelerinin 2004'te biteceğini düşünüyorum. Daha sonra çalışmalar biraz daha yaygınlaşacak ve hızlanacak. Ayrıca FDA, bazı özel hastalıklarla ilgili çalışmalarda, bütün kurallar tamamlanmadan da, yani bütün aşamalardan geçilmeden de o ilaca onay verebiliyor. Belki de bütün prosedürler tamamlanmadan da FDA onay verebilir ve ilaç piyasaya çıkabilir.
    - Yurtdışındaki önemli çalışmalardan biraz söz edebilir miyiz?
    Yurtdışında en büyük çalışmayı ilk Sandoz bilim adamları yaptı ve zakkumla ilgili her şeyi onlar ortaya koydu. Daha sonra Almanya'da bir Türk-Alman araştırma grubunun birçok çalışması oldu. Bu çalışmalar da zaten 1990'da Bonn'da düzenlenen uluslar arası bir kongrede açıklandı. ABD'deki çalışmalar da başta Ozelle Pharmaceuticals olmak üzere birçok merkezde yapıldı. Özellikle de Texas Üniversitesi M.D Anderson Kanser Merkezi'nde ilaç ile ilgili çok çalışma yapıldı, hâlâ da yapılıyor. Cleveland Kanser Kliniği'nde ilacın faz 1 denemeleri yapıldı. Yani dünya çapında özellikle de Avrupa ve ABD'de yıllardır bilimsel çalışmalar yapılıyor. Yakın bir zamanda, inşallah çalışmaların faz 2 denemeleri de tamamlanacak.
    - Bu ekstre, özelikle hangi kanser türlerinde etkili?
    Kanser türünün hiçbir önemi yok. Bu ilaç bağışıklık sistemindeki sorunları düzeltmeye yönelik olduğu için belli bir kanseri hedeflemiyor. Bağışıklık sistemi, bir ilaçla tedavi edildiğinde kanserin de kesinlikle tedavi edilebileceğine dünya inanıyor, dünya biliyor. Bu, kanser hücresini öldürücü bir ilaç değil. Ancak henüz piyasaya çıkmadı, dolayısıyla çok net bir şey söylemek için henüz erken. Ben şu an heyecanla araştırmaların sonuçlarını bekliyorum ve içinde bulunduğum şartlar dolayısıyla da artık hasta kabul etmiyorum.
    - Sizi Türkiye'de destekleyen hiç kimse olmadı mı?
    Ben bugüne kadar en büyük desteği rahmetli Turgut Özal'dan gördüm. Bana bu bilimsel araştırmalar için ne kadar paraya ihtiyaç olduğunu sorduğunda, ben de 500.000 dolara ihtiyaç olduğunu söyledim ve örtülü ödenekten araştırmalar için bu para ayrıldı. Bu para Teşebbüsü Destekleme Ajansı'na verildi. Sadece bu araştırmalar için bu para harcanacaktı, ama o ajansın yetkilileri daha sonra değiştiğinde, maalesef para da başka şeyler için harcanıp yok edildi.
    - Peki bu ilacınız FDA tarafından onaylanıp, ABD'de piyasaya sunulduğu zaman Türkiye ne yapacak?
    ABD'den ithal edecek. 1976'da bu ilaçla ilgili Sağlık Bakanlığı'yla mahkemelik olmuştum. O zaman avukatım Burhan Apaydın müdafaasında şöyle demişti: "Ben buraya Dr. Ziya Özel'i müdafaa için gelmedim. İleride bu fakir millet bu ilacı yurtdışından ithal etmek mecburiyetinde kalmasın diye geldim" demişti. Ancak avukatımın ve benim uğraşlarım maalesef ciddiye alınmadı ve Türk milleti ciddi paralar ödeyerek bu ilacı yurtdışından getirmek zorunda kalacak.

    - Türkiye'de bir şirket bu ilacı üretemez mi?
    ABD'den izin alması gerekir. Çünkü ben araştırma yapmaları ve ilacı üretmeleri için bütün hakları onlara verdim. Türkiye bu hakkı zamanında istemedi. İyi niyetle, böyle bir ilacın insanların hizmetine sunulması için çaba harcadım, ama bundan bazı çevreler rahatsız oldu.

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

    Kanser Tedavisinde Yeni Umutlar

    11/5/2008 · Kategori: Kanser

    Hücrenin mikroskobik düzeydeki yapısı ve işleyişine yönelik moleküler biyoloji, tıbba yönelik nükleer alandaki yeni gelişmeler yanında girişimsel radyoloji, daha az hasar ve daha güzel görüntü oluşturan yeni cerrahi teknikleri, kısaltılmış-süreli radyoterapi ve yeni tıbbi tedaviler bugün kanserde uzatılan hayat süresi kadar, yaşam kalitesi ve daha düşük fiyatı da getirmiştir.

    Girişimsel radyoloji günümüzde hastaların destek bakımında görüntülü-rehber yöntemler yolu ile kateter yerleştirilmesinden tümör parçalayıcı tedavilere kadar giderek artan bir yer almaktadır.

    Yeni cerrahi teknikler hastaların yaşam süresinin uzamasında rol oynuyor.

    Kanserli hastanın tedavisinde her zaman temel rolü oynayan cerrahinin son ilerlemelerle tedavideki yeri de genişlemiştir. Sistemik kemoterapi ile birleştirilen, yeni cerrahi teknikler hastaların yaşam süresinin uzamasında rol oynuyor.

    Bu yeni yaklaşımlar ameliyat ile çıkarılamayan tümörlerde radyoaktif moleküllerin damar-içi yolla dağılımını düzenleyerek belirtilerin düzelmesini ve güncel sistemik kemoterapilerle irleştirildiklerinde yaşam süresinin uzamasını sağlıyorlar.

    Kısaltılmış radyoterapi rejimleri hasta ve ailesinin tedavi merkezine aşırı zaman harcamadan gidip/gelmesini sağlıyor. Bu tip modeller metastazlı kemik ağrılarında, akciğer kanserinin nefes tıkanmalarında, jinekolojik kanserlerin ve yaygın mesane kanserinin kanamalarında etkili olmaktadır. Ayrıca, radyasyon daha önce belirli radyasyon almış tekrarlayan kanserlerde de uygulanabilir duruma gelmiştir.  

    Tıbbi tedavi alanında yeni kanser ve destek ilaçları yanında biyolojik tedavi uygulamalarındaki ilerlemeler özellikle dikkatleri çekiyor.

    *Moleküler hedeflere vuruş modelini hücre biyolojisindeki ilerlemeler sağlamıştır. Bu modelin amacı, normal hücreleri etkilemeden, kanser hücreleri üzerinde seçilmiş hedeflere yöneltilen ilaçlarla bu hücrelerin öldürülmelerinin sağlanmasıdır. Bu amaçla kanser hücrelerine karşı laboratuarda hazırlanmış özel antikorlar (monoklonal antikorlar) tedavide uygulanmaktadır. Monoklonal antikorlar kanser hücrelerinin yüzeyinde reseptörlere (alıcılar, kabul ediciler) bağlanır. Böylece, reseptörler çalışamaz, hücre içerisinde yaşam için gerekli bir seri işlem yapılamaz ve hücre ölür.

    Aşı tedavisinin çıkış noktası, enfeksiyonlarda olduğu gibi,  insandaki normal savunma sistemine yöneliktir. Enfeksiyon nedeni olan mikroplar ya da salgıladıkları maddelerin yapısı bir gen kadar komplike olmadığı için başarı sağlanmış ancak kanserde henüz başarı yeterli değildir.

    Gen tedavileri gündemde tartışılmaktadır. Sağlıklı yaşamı yönelten genlerin normalden sapmalarının, kanser de dahil olmak üzere, birçok hastalığın nedeni olduğu ortaya konulduktan sonra gündeme gelmiştir. Ancak, gen tedavisinde her zaman uygun sonuçlar alınamadığı da bir gerçektir. Ayrıca, uygulama açısından başarıya sağlansa bile, bu konu etik yönden birçok ülkede tartışılacak ve yasal engel bulunacaktır. 

    Angiogenez baskılayıcıları güncel tedavi yöntemleri içerisindedir. Tüm hücrelerde olduğu gibi tümör hücrelerinin solunumları ve beslenmeleri için yeni kan damarları yapımı (angiogenez) gerekir. Böylece tümörler büyür, metastazlar oluşur. Angionez baskılayıcıları bugün kanser tedavisinde uygulanmaktadır. 

    İnsanda hücre yenilenmesi için gerekli ve apoptozis olarak adlandırılan “programlanmış hücre ölümü” olayı dikkate alınarak “apoptoziz uyarıcıları”  gündeme gelmiştir. Hücre yenilemesini amaçlayan bu kaçınılmaz biyolojik ölüm kanser hücrelerinde görülmediği için çalışmaların bir bölümü kanser hücrelerinde apoptoziz uyarılmasına yöneltilmiştir.

    Kanser aşıları bu hastalıkta ne kadar etkili oluyor? Türkiye’de şu anda böyle bir uygulama var mı? Yoksa ne zaman uygulanmaya başlayacak?

    Bağışıklık sistemi olarak isimlendirilen vücut savunma sistemi yabancı etkenler ve hastalıkla savaşta uzmanlaşmış hücreler ve dokular ağından oluşur. Kanserle savaşma veya korunma için bağışıklık sistemini kullanan tedaviler biyolojik tedavilerdir.

    Tümör hücreleri normalden farklı, yabancı ve tehlikeli olmalarına rağmen bağışıklık sisteminin bu hücreleri genellikle tehlikeli veya yabancı görmeyerek, onlara karşı kuvvetli bir atak yapmadığı izlenmektedir. Bu olayı temel alan kanser aşılarının amacı mevcut kanseri tedavi etmek veya kanser oluşumunu önlemek için bağışıklık sisteminin uyarılmasını sağlamaktır. Bağışıklık sistemin uyarılışını gösteren en güzel örnekler mikrobik hastalıklardaki koruyucu aşılar, tedavi edici serumlar ve organ nakillerindeki ret reaksiyonlarıdır.

    Kanser hastalarına uygulanan tedavi edici aşılar insanın normal hücrelerine zarar vermeden kanser hücrelerini tanıyan ve saldıran bağışıklık sistemini uyararak kanserin tedavisi için planlanır. Aşıların bu tiplerinden mevcut kanserlerin daha ileri gelişmelerinin veya tedavi edilmiş kanserlerin tekrarlamalarının önlenebilmesi ve daha önceki tedavilerin öldüremediği kanser hücrelerinin elimine edilmesi beklenmektedir. Sağlıklı kişilere yapılan koruyucu aşılar, kanser-nedeni virüslere saldırmak ve virüs enfeksiyonlarını önlemek için, bağışıklık sistemini uyarmak amacı ile uygulanır.

    Ancak, kanser aşıları halâ geniş araştırmaları yapılan yeni bir biyolojik tedavi tipidir. Bilimsel alan günümüzde geniş insan araştırmalarında, kanserlerin belirli türlerinde etkili yaklaşımları saptamak için, farklı aşıları değerlendiriyor. 

    Bugün henüz kanserin her hangi bir tipi için standart bir tedavi olarak hiçbir kanser aşısı onaylanmamıştır. Ancak, beslenme ve ilaç konusunda en etkili kuruluşlardan bir tanesi olan “ABD İlaç ve Beslenme Yönetimi” kadın rahim boynu kanserlerinde rolü olan human papillomavirus (HPV) ve karaciğer kanserlerinde rolü olan hepatiti-B virus enfeksiyonlarına karşı koruyucu olarak yardım edebilen iki aşıya onay vermiştir.

    Gen haritasının bulunması kanser tedavisinde etkili oldu mu? Her ne kadar ülkemizde ve bazı ülkelerde etik açıdan gen tedavisi uygun görülmese de insan yaşamını kurtaracaksa neden yapılmasın ki?

    Genlerin anlaşılması ve yönetilmesindeki ilerlemeler hastalıkla savaş ve önlem araştırmaları, hasta genetik materyelini değiştirebilme çalışmaları dönemini başlatmıştır. Gen tedavisi hastalıkla savaşmak için kişinin hücreleri içine genetik materiyel (DNA veya RNA) sokulmasını kapsayan bir deneysel tedavidir. Bugün kanserin birçok tiplerinde ve diğer bir grup hastalıkta araştırma yapılmaktadır.

    Kanserin gen tedavisi için çok yönlü çalışılıyor. Bazı yaklaşımlarda kanserle savaşta yeteneklerini arttırmak için sağlıklı hücreler, diğer bir grup  yaklaşımda tahrip etmek veya gelişmelerini önlemek için, kanser hücreleri hedef olarak alınıyor.

    Üzerinde çalışılan gen tedavisi tekniklerinin önde gelenleri değişikliği veya eksikliği ile kanser nedeni olabilen bazı genlerin sağlıklı genlerle değiştirilmesini, bağışıklık cevabının düzeltilmesini, kemoterapi ve radyoterapi veya diğer tedavileri daha duyarlı kılmak için birlikte uygulamasını, kanser ilaçlarının yüksek dozlarının yan etkilerine karşı daha dayanıklı olmasını sağlamak için kan-yapıcı ana hücreler içerisine gen yerleştirilmesine veya kanser hücrelerinin yeni kan damarları yapımını önleme amacına yöneliktir.

    Bir gen transferde genellikle direkt olarak kişinin hücreleri içine verilmez, bir taşıyıcı olmalıdır. Taşıyıcılar çoğunlukla bazı hücreleri tanıma ve hücre içerisinde DNA’larına girebilme yeteneğine sahip olabilen virüslerdir. Bu ikilinin bağlantıları için değişik tip virüsler ve teknikler kullanılmaktadır.

    Gen tedavisinde temelde önde gelen sorun konunun etik, yasal ve sosyal yönleridir. Fakat daha önemlisi gen tedavisi çalışmalarında virüslerin sıklıkla bir hücre tipinden daha çok tipte hücreyi etkilemesi, DNA’da yanlış bir bölgeye oturması istenmeyen enfeksiyonlara veya yeni kanserlere neden olması gibi riskleri de sorundur. Bu nedenlerle, henüz yaygın uygulama olanakları yeterli değildir.

    Kanseri kökten çözmek mümkün mü? Bu ne zaman mümkün hale gelebilir? Teknoloji, kanser ve önemli hastalıkları tedavi etmekte şu anda yeterli mi? yoksa, teknolojinin bu hastalıklar karşısında daha ileri bir noktada mı olması gerekiyor?

    Kesin neden bulunduğu zaman mümkündür, ancak bugünkü bilgi birikimi ve teknoloji çok ileride olmasına rağmen kesin nedeni ortaya koyamamıştır. Tıpta en güzel atak hedefe yönelik olan ataktır. Kanserde neden belli olmadığı için kesin hedef belli değildir ve tedaviler nedene değil neden veya nedenlerin getirdiği sonuçlara yöneliktir. Bilgi birikimi ve teknolojinin daha ilerlemesi ile kesin neden ortaya konulduğu zaman kanser kökten çözülebilecektir. 

    Farklı kanser türlerinde farklı tedavi yöntemleri uygulaması, hastalığın gelişimini durdurmak için gerekli midir?

    Kanser tek bir hastalık değildir. İnsan yapısında ne kadar hücre tipi var ise, o kadar kanser tipi olacaktır. Kanser hastalığı genel bir deyimdir ve doğrusu “kanserler” deyimidir. Durum böyle olunca her grup hücrenin oluşturduğu sistemler için farklı tedavi yöntemleri uygulanması normal ve gereklidir. 

    Bazı bilim adamları, olumlu düşünceye sahip olan insanların hayatlarında daha mutlu ve daha başarılı olduğunu söylüyorlar. Olumlu düşünce bu hastalığın iyileşmesinde etkili olabilir mi?

    Kansere psiko-sosyal açıdan bakıldığı zaman, Dünya Sağlık Örgütü’nün insan sağlığını köşelerinde fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlık olan bir üçgenle belirlediğini görürüz. Sağlık üçgeninin köşelerinden bir tanesinin normalden sapması diğer köşeleri de etkiler ve kişinin sağlığını bozar. Bu bakış açısına göre, fiziksel sapmalar psiko-sosyal değişimlere neden olabileceği gibi, psikolojik ve sosyal denge sapmaları da fiziksel hastalıklara neden olabilir.

    Bugün, kanserin psiko-sosyal yönü son yirmi yılda onkolojinin bir alt uzmanlığı olarak ortaya çıkan ve onkoloji bilim dalları arasına giren psiko-onkoloji tarafından inceleniyor. Bu dal hastalığı neden ve sonuçları ile ele aldığı gibi, ayrıca, korunma ve tedaviye etkili olan psiko-sosyal bakışlara da odaklanıyor. Bu konunun uzmanları “kanserle uğraşı bedenin ve beynin birlikte uğraşısıdır” deyimini kullanıyorlar. Psiko-onkoloji kansere iki boyutla yaklaşıyor. Risk, neden ve tedavi sonu sağ kalımı etkileyen psikolojik, davranışsal ve sosyal faktörleri inceleyen “psiko-biyolojik” boyut veya bütün evrelerdeki hastaların ve ailelerinin hatta tedavi edicilerin kansere psikolojik cevaplarını inceleyen “psiko-sosyal” boyut ile kanseri ele alıyor. Bu nedenlerle, kanser merkezlerinde psikolog, psikiyatr, sosyal çalışmacı, hemşire ve din adamı ile psiko-onkoloji araştırma grupları oluşuyor. Ayrıca, birçok onkoloji disiplinlerinde, özellikle müşterek becerilerin gelişmesine dikkatleri çekerek, hasta bakımı eğitim şekilleri ve psiko-sosyal bakış açısı dikkate alınarak değiştiriliyor. Hasta bakımının psikolojik, insancıl, etnik ve dinsel görüşlerle birleşik yürütülmesine yönelik araştırmalar artıyor.

    Birçok kanser merkezleri ve onkoloji bölümlerinin şimdi hastalar ve aile bireylerinin sıkıntılarını bertaraf etmek için eğitim veren psiko-onkoloji veya psiko-sosyal üniteleri var.

    Özellikle kanser hastalığını geçiren veya kanser hastası aile bireylerinden oluşan “gönüllüler” bu konuda önemli rol oynuyorlar. Gerek onkoloji klüpleri gerek bu tip kişilerin girişimleri ile gruplar kuruluyor. Birçok kişisel ve grup tedavileri kanser hastalarında ruh durumu ve yaşam kalitesi düzelmesinde etkilerini göstermektedir. Kanser hastalarının içten çabalarından dolayı, bugün kanser öncesi, süresi ve tedavisi sonunda yardım için birçok organizasyonlar ve hizmet veren e-posta listeleri var.

    Alternatif tedaviler bu hastalıkta işe yarar mı? Kemoterapi ve radyoterapi gören bir hasta, aynı zamanda alternatif tıptan yardım alsa, bu bir sakınca doğurur mu? (bitkilerle tedavi, yoga, meditasyon gibi)

    Alternatif tedaviler bugün kabul edilen bir gerçektir. Özellikle kanser öncesi koruyucu ve kanserde destekleyici rolleri kabul edilmektedir. Fakat bu konuda en önemli nokta hastalığın bilimsel yöntemlerle tedavisine karşı olup, alternatif tedavilerinin etken olduğu iddiası ile hastaları ve yakınlarını ahlâk dışı yöntemlerle tedavi etmeye kalkanlardır. Fiziksel ve psikolojik yaklaşımlar sakıncalı olmayabilir. Ancak, faydalı veya sakıncalı etkileri bilimsel olarak ortaya konulmamış ve kökeninin ne olduğu bilinmeyen bitki ekstreleri veya benzer şeylerle yapılan alternatif tedaviler kanser ilaçları ile birlikte kullanıldığı zaman kan sisteminde çok defa önlenemeyen ciddi komplikasyonlara neden olmaktadır.

    Türkiye’de bazı bölgelerde, özellikle “Karadeniz bölgesinde” kansere yakalanma oranı diğer bölgelere göre daha fazla, bunun sebebi nedir? Ve nasıl önlem alınabilir?

    Karadeniz bölgesindeki kansere yakalanma olayının diğer bölgelere göre daha fazla olmasının nedenini Çernobil olayına bağlamak artık yanlış olmayacaktır. Sağlık Bakanlığı istatistikleri bu bölgemizdeki kanser olasılığını olaydan önce  % 0,5-0,7 değerlerinde verirken, olaydan sonra bu değer  %60 düzeylerine çıkmıştır. Kısa süre önce Tabipler Birliği de konuya yaklaşmıştır. Önlem dönemi geçmiştir. Ancak, gelecek benzer felaketler için bir ders olabilir.

    İnsanlara sağlıklı kalmaları için neler önerirsiniz?

    Bugün, kanserin nedenlerine yönelik araştırmalar korunmada, tanı yöntemlerinde ilerlemeler erken tanıda, yeni buluşlar ve uygulamalar tedavide etkili olarak kanseri beraber yaşanır kronik bir hastalık durumuna getirdiği gibi, kanserden ölüm oranlarını da düşürmüştür.

    Korunma önerileri, özellikle yüksek riskli kişilerin erken tanı için önerilenleri, hasta olanların bilimsel tıbbın gerektirdiği tedavi yöntemlerini izlemek çok şeyi daha güzel yapacaktır.

    Ancak, bir grup kanser hastası her şeye rağmen hastalıklarının gidişi veya tedavisi esnasında belirgin arazlar veya karmaşa deneyimi geçirmekte, ayrıca hasta ve aileleri psikolojik, sosyal ve ruhsal zorluklar yüklenmektedir. Bu nedenlerle, erken tanı ve tedavisindeki ilerlemelere rağmen, kanser önde gelen bir toplum sorunu olarak devam etmekte, bu sorunun büyük kısmını ilerlemiş veya dirençli hastalar taşımaktadır.

    Bu durum, kanserin getirdiği çeşitli olumsuzluklar yanında hastalığa ek olarak kişiler ve toplumlarda psiko- sosyal değişimlere neden olabiliyor. Bu kişilerde belirgin psiko-sosyal sıkıntıların azaltılmasının yaşam kalitesine sahip olmanın bir parçası olduğu da bir gerçek. Bu nedenlerle, kanser hastası veya ailesinden kişilerin sıkıntılarının tanı ve tedavilerine yönelik ilgi artmıştır.

    Temelde sorunlar kanser sürecinde çok çapraşıktır. Kür sağlamaya yönelik tedavilerde hedefe varılabilecek mi? geçici tedavilerde kontrol ve konfor sağlanabilecek mi? tamamlanan tedavilerde yaşam devam edebilecek mi? gibi sorular ve hastalığı olmadığı halde aile geçmişi nedeniyle genetik riske sahip olunduğunun bilinmesi kargaşa nedenlerinin önde gelenleridir. Bunların ötesinde, zaman zaman onkolojistlerde de özellikle hastaya kötü haberlerin verilmesinde stresler izlenebilir.

    Etik ve yasal açıdan kanser nedir?

    Tıbbi bakımı sonlandırmada hüküm süren yasal tartışmalarda hastanın tıbbi bakımı reddetme hakkı var mıdır? Tıbbi girişimin hangi tipleri sonlandırılabilir? Bakımın sonlandırılmasına kimler karar verebilir? Bakımı sonlandırma kararı için hangi kriterler rehberdir, ya da önde gelen standart nedir? Bu konular tartışılmaktadır. Ayrıca, hekim yardımı ile intihar ve ötenazi çeşitli ülkelerde değişik şekillerde değerlendirilmektedir. 

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

    Deri Kanseri

    4/5/2008 · Kategori: Kanser

    Deri Muayenesi: Doktor veya kişinin kendisi tarafından çıplak gözle yapılan muayenedir. Şüpheli bir alan varsa biopsi alınır ve mikroskop altında kanser hücreleri araştırılır.

     Risk faktörleri bulunan kişilerin doktorlarına danışarak tarama yöntemlerine belirtilen yaşlardan daha erken başlamaları gerekebilmektedir.

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

    Mesane Kanseri

    4/5/2008 · Kategori: Kanser

       Tam İdrar Testi: Hematüri idrarda kırmızı kan hücrelerinin olmasıdır. Mikroskop altında incelenerek ya da strip ile idrarda kırmızı kan hücrelerinin olup olmadığına bakılır.

    ·       İdrar Sitolojisi: Mikroskop altında idrarın incelenmesidir. Anormal hücreler araştırılır.

    ·       Sistoskopi: İnce ışıklı bir tüp üretradan geçerek mesanenin içine sokulur. Mesane görüntülenmiş olunur. Doku örneği de alınabilir.

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

    Rahim Kanseri,

    4/5/2008 · Kategori: Kanser

    Pap Test: Rahim ağzından ve vajenden hücreler toplanır. Alınan hücreler mikroskop altında incelenir. Vajinal ilişkiye başlandıktan üç sene sonra her kadın Pap test yaptırmaya başlamalıdır. Ama Pap test yaptırmaya başlama yaşı 21’i geçmemelidir. Yılda bir kere yapılır. 30 yaşından sonra peşpeşe üç normal Pap testi olanlar iki yılda bir yaptırmaya başlayabilir. Herhangi bir risk faktörü olanlar yılda bir yaptırmaya devam etmelidir. 70 yaşından sonra peşpeşe üç veya daha fazla normal Pap test sonucu olanlar ve son on yıl içerisinde anormal Pap test sonucu olmayanlar taramayı bırakabilirler. Risk faktörü bulunanlar taramalara devam etmelidir.

     

    ·       Transvajinal Ultrason: Yüksek enerjili ses dalgaları kullanılarak görüntü elde edilir.

    ·       Endometrial Örnekleme: İnce bir tüple rahim ağzından rahim içine girilir ve endometriumdan (rahmin yüzeydeki tabakası) doku örneği alınır. Mikroskop altında incelenir

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

    prostat kanseri

    4/5/2008 · Kategori: Kanser

         Parmakla Rektal Muayene: Doktor parmağıyla rektumun alt tarafından prostatı muayene eder. 50 yaşından sonra yılda bir kere, eğer risk faktörleri varsa 40 yaşından itibaren yılda bir kere yapılmalıdır.

     

    ·       Prostat Spesifik Antijen (PSA) Testi: Bu test ile kandaki prostat spesifik antijen miktarı ölçülür. Prostat spesifik antijenin kanda artmış miktarda bulunabileceği durumlar prostat kanseri, prostatın inflamasyonu ya da enfeksiyonu ve benign prostat hiperplazisidir (prostatın iyi huylu büyümesi). PSA testi 50 yaşından sonra yılda bir kere uygulanmalıdır. Eğer risk faktörleri varsa 40 yaşından itibaren yılda bir kere uygulanmalıdır. Serbest PSA’nın total PSA’ya oranı kanser ihtimali yönünden bilgi verebilmektedir.

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

    meme kanseri

    4/5/2008 · Kategori: Kanser

    ·       Kendi Kendine Meme Muayenesi: Kişinin kendi kendine memelerini muayene    etmesidir. 20 yaşından sonra ayda bir kere yapılmalıdır.

    ·       Klinik Meme Muayenesi: Doktor tarafından memelerin ve koltuk altlarının muayene  edilmesidir. 20-40 yaş arasında üç yılda bir kere 40 yaşından sonra ise yılda bir kere yapılmalıdır.

    ·       Mamogram: Memelerin X ışını ile görüntülenmesidir. 40 yaşından sonra yılda bir kere uygulanmalıdır.

    ·       Ultrason: Yukarıda sayılan üç tarama yönteminde herhangi bir anormallik saptanırsa daha detaylı bilgi edinebilmek için ultrason kullanılır. Yüksek enerjili ses dalgaları ile görüntü elde edilir.

     ·       Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG): Tümörleri bulma konusunda mamografiye göre daha hassastır. Mıknatıs, radyo dalgaları ve bilgisayar kullanılarak görüntü elde edilir.

    ·       Doku Örneklemesi: Yukarıdaki yöntemlerde herhangi bir anormallik saptanırsa ya da bir şüphe oluşmuşsa uygulanır. Mikroskop altında incelenmek üzere meme dokusundan hücreler alınmasıdır. Doku örneklemesi için üç yöntem kullanılmaktadır. Bunlar; ince iğne aspirasyonu, meme ucu aspirasyonu ve duktal lavajdır.

     

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

    Pankreas Kanseri

    4/5/2008 · Kategori: Kanser

     

             

     

    Hastalığın tanımı

    Pankreastan köken alan tümörlerdir.

    Nedenleri,Görülme sıklığı,Risk faktörleri

    Eşlik eden durumlara rağmen etyoloji (oluşum nedeni) bilinmemektedir.

    Eşlik eden durumlar : ırk , diabetes mellitus ( şeker hastalığı ) , tütün , çevresel ve mesleki faktörler ve gıdasal lipidler .

    İlginç olan , tütün kullanımının etkisi ile ilgili bulgular düzenlendiğinde pankreatit , alkol ve kahve arasında birliktelik görülmemiştir.

    Risk faktörleri : çok muhtemel : ırk, diabetes mellitus, tütün muhtemel : çevresel / mesleki durumlar , gıdasal lipid

    Pankreas kanseri erkeklerde kadınlardan daha sık görülmektedir.

    Ortalama yaş erkeklerde 63 , kadınlarda ise 67 dir.

    İnsidans/ pr*******ans : Her yıl yaklaşık 28.000 yeni olguya tanı konulmaktadır. Etnik gruplar arasında değişimler vardır. Siyah ırk ve havaililerde sıktır.

    Korunma

    Tütünü engelle ( sigara bırakılmalıdır ).

    Belirtiler

    kilo kaybı ( %90 ) ağrı iştahsızlık kaşıntı diabetes mellitus malnütrisyon karaciğer büyümesi palpabl ( ele gelen ) safra kesesi karında hassasiyet kitle asit ( karın boşluğunda sıvı birikmesi )

    Tanı/Teşhis laboratuvar : tripsinojen düzeyi , glukoz testi , amilaz üst sindirim sistemi grafisi bilgisayarlı tomografi : tanı koymak için çok yararlı bir yöntemdir ; radyolojik incelemeden çok daha hızlı ve etkin bir görüntü sağlar. ultrasonografi ERCP ( endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi ) PTC ( perkütan transhepatik kolanjiografi ) anjiografi biyopsi özofagogastroduodenoskopi .

     

     

    Klasik tedavi

    Pankreas kanserinin klasik tıpta maalesef kalıcı tedavisi yoktur. Klasik tedavilerdeki amaç, hastanın ömrünü bir süre daha uzatabilmek ve ıstırabını azaltmak yönündedir.
    Pankreas tümörlerinde cerrahi tedavi uygulanarak pankreasın bir bölümü çıkarılabilir.

    Tümör gövde ve kuyrukta yer alıyorsa cerrahi girişim zor değildir ; pankreas başı tümörlerinde ise pankreas başının yanı sıra safra kesesinin , oniki parmak barsağının ve midenin bir bölümünün de çıkarılması gerektiğinden tedavi daha karmaşıktır. Daha sonra , sindirim kanalının bütünlüğünü korumak için sağlam kalan safra yolları ile pankreas yollarının sindirim kanalına boşalmasını sağlamak gerekir.

    Radyoterapi ve kemoterapi önerilebilir.Ancak bu uygulamalar bu güne kadar radikal bir sonuç vermemiştir. Onkoloji doktorlarının çok zor durumda kaldığı bir sorundur.Kısa süre içerisinde tümör büyüyerek safra yolunu tıkayıp karaciğeri devre dışı bıraktığından,alınan besinlerin karaciğerde değerlendirilerek 12 parmak barsağına gönderildiği noktada tıkanma olduğundan karaciğer ve safra kesesi devre dışı kalıp,billuribin kana geçmektedir.Bunun sonucunda kanın yapısı bozularak beyinsel ve tüm organsal faaliyetlerde aksamalar meydana getirdiği gibi,tüm deri rengini de sarı renge boyamaktadır.Bu durumda yine zaman kazanmak ve safra yollarının sindirim kanallarına boşalmasını sağlamak için ameliyatla drenaj açılmaktadır.Bu da elbette bir çözüm olmamaktadır.

    Prognoz/Hastalığın gidişi

    Klasik tedavilerle,üç yıllık yaşam oranı ( survi ) %2,5 ; beş yıllık yaşam oranı %1 dir.

    Potansiyel olarak tedavi edilebilen hastalıklarda cerrahiyi takiben, beş yıllık yaşam oranı yaklaşık % 4 tür.
    Herbalist Atabay Güveloğlu'nun ortaya çıkardığı bitki özleri reçeteleri ile hastaların %93 ü 6 aylık uygulamalar sonucunda tamamen kurtulmaktadırlar. 1989 dan bu yana sağlıklı olarak yaşayan hastalar vardır. Pankreas kanserlerinde şu anda dünyada uygulanan ilaç tedavilerinin en başarılı olanıdır. 1996 dan bu yana sağlıklı yaşayan insanlar mevcuttur.

    Komplikasyonlar/Riskler

    • ağrı
    • sarılık
    • malnütrisyon
    • diabet



    Aşağıdaki belirtiler olduğunda tanı için mutlaka doktorunuza başvurun

    Sürekli karın ağrısı , iştahsızlık , yorgunluk , sırt ağrısı veya bu hastalığın diğer belirtileri varsa gecikmeden bir uzmana başvurunuz.

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

    Gırtlak Kanseri (LARENKS KANSERİ)

    4/5/2008 · Kategori: Kanser

     

    Gırtlak kanserleri, Kulak Burun Boğaz Hekimliğinde en sık görülen kanser türlerinden biridir.

    Tümör genellikle, çevre organlara ve boyuna yayılmadan önce uzun süre gırtlak içinde sınırlı kalır. Erken tanı ile hastalığın tam olarak tedavi edilme şansı vardır.

    Ancak ileri dönemlerde başvuran hastalarda ve bunların tedavisi sonucunda, hastanın yaşam kalitesini düşüren ve sosyal yaşantısında büyük sıkıntılara yol açan kalıcı fonksiyon kayıpları ortaya çıkabilir.

    • Hastanın ses tellerini tamamen kaybetmesine, konuşamamasına ve çevre ile olan iletişiminin tamamen kopma noktasına gelmesine neden olan gırtlağın tamamen çıkartılması,
    • Hastanın boynunda nefes alabilmesi için kalıcı delik oluşturulması ortaya çıkabilecek sıkıntıların en uç noktasını oluşturur.


    GIRTLAK KANSERİ KİMLERDE OLUŞUR ?

    Gırtlak kanserlerinin, diğer kanser türleri gibi nasıl oluştuğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, sigara içimi ile doğrudan ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Sigara ile birlikte alkol kullanımı bu riski artırmaktadır.

    Gırtlak kanseri genellikle 50-60 yaş grubundaki erkeklerde sık görülür. Ancak giderek daha genç yaşlarda ve kadınlarda da görülmeye başladığı göz ardı edilmemelidir.

    HASTALIĞIN BELİRTİLERi NELERDİR ?

    Maalesef, diğer birçok kanser türünde olduğu gibi gırtlak kanserinin de hastalığa özgü bir belirtisi yoktur. Gırtlak kanserinin belirtileri daha çok organ içindeki yerleşimi ve büyüklüğü ile ilgilidir.

    Tümör ses telleri üzerine yerleşmiş veya bu bölgeye ilerlemişse ses kısıklığı ve ses kalitesinde değişiklikler genellikle ilk ortaya çıkan belirtilerdir.

    Bu nedenle uzun süren ses kısıklıkları ihmal edilmemeli ve mutlaka bir K.B.B Hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

     

     

    Gırtlak kanserinin diğer belirtileri; boğazda takılma hissi, boğazda ağrı, kulaklara yansıyan ağrı şeklinde de olabilir. Bu belirtilerin herhangi bir boğaz rahatsızlığından (örneğin : farenjit) da kaynaklanabileceğine dikkat ediniz. Bu nedenle uzayan her türlü yakınmanız için doktorunuza başvurunuz.

    Büyük tümörler ise; nefes darlığı, yutma güçlüğü, yutma sırasında ağrı, kanlı balgam gibi belirtiler verirler.

    Hastada genel düşkünlük hali, kilo kaybı olabilir. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık oldukça ilerlemiştir.

    Kanser boyuna yayılmışsa, boynun yan tarafında şişlik ortaya çıkar.

    HASTALIĞIN SEYRİ NASILDIR ?

    Gırtlak kanserleri, genellikle uzun süre organ içinde kalırlar, yayılımlarını gırtlak içinde yaparlar. Daha sonra çevre organlara ve boyundaki lenf bezlerine yayılırlar. Kanserin, akciğer, kemik, karaciğer gibi uzak organlara sıçrama yapması nadirdir ve genellikle ileri tümörlerde görülür. Bu şekli ile vücudun diğer yerinde beliren birçok kanser türüne göre nisbeten daha ılımlı bir seyri vardır.

    HASTALIĞIN KLASİK TEDAVİ ŞEKLİ

    Larenks kanseri bulunan bütün hastalar için bir tedavi seçeneği vardır. Tedavi türünün seçimi de kanserin larenksin neresinde olduğuna, evresine, kişinin yaşına ve genel sağlık durumuna göre yapılır.

    Temel olarak üç tür tedavi yöntemi uygulanmaktadır :

    • Cerrahi (kanserli dokunun ameliyatla çıkartılması)
    • Radyasyon tedavisi (kanser hücrelerinin öldürülmesi için radyasyon ışınlarının kullanılması)
    • Kemoterapi (kanser hücrelerini öldüren ilaçlarla tedavi)



    Cerrahi, larenks kanserinin tedavisinde sık kullanılan ve birçok larenks kanserinde en etkili tedavi yöntemidir. Kanserin ve larenksin bölümlerinin çıkartılması için aşağıdaki ameliyatlardan biri kullanılabilir:

    • Kordektomi: bir ses telinin alınması
    • Parsiyel larenjektomi: Larenksin bir bölümünün alınması
    • Total larenjektomi: Larenksin tamamının alınması. Bu ameliyatların hepsinde boynun ön kısmında nefes borusuna giden bir delik açılabilir ve buradan nefes alınması sağlanır. Total larenjektomide larenksin tamamı alındığından bu delik kalıcıdır. Diğer ameliyatlarda ise, ameliyat bölgesi iyileştikten sonra açılan delik kapatılır. Eğer kanser hücreleri boyundaki lenf bezlerine yayılmışsa veya yayılma ihtimali yüksek görülüyorsa, ameliyat sırasında boyundaki lenf bezlerinin de çıkartılması (boyun diseksiyonu) gerekebilir.
    • Lazer cerrahisi: Erken teşhis edilen bazı larenks kanserlerinde, kanser dokusunun lazer ışını ile kesilerek çıkartılması



    Radyasyon tedavisi (Radyoterapi)'de yüksek enerjili radyasyon ışınları kullanılarak kanser hücreleri öldürülür ve tümörler küçültülür. Radyasyon ışınları, larenks kanserlerinde genellikle boyuna dışardan bir cihazla verilir. Uygulama, her gün belli dozda radyasyon verilmesi şeklinde yapılır ve bu tedavi larenks kanserlerinde genellikle 6 hafta sürer. Radyasyonun kanser hücreleri üzerindeki etkisini artırmak için radyoterapi sırasında bazı ilaçların da verilmesi gerekebilir.

    Kemoterapi'de kanser hücrelerinin öldürülmesi için ilaçlar kullanılır. Kemoterapide kullanılan ilaçların bazıları ağızdan alınan haplar şeklindedir; ancak çoğu hastanede uygulanması gereken ve enjeksiyon şeklinde verilen ilaçlardır.

    Tedavi şekli; tümörün gırtlak içindeki yerleştiği bölge, yayılımları ve büyüklüğüne göre değişir. Hastanın yaşı, genel durumu, akciğer fonksiyonları ve hastanın tercihleri tedaviyi yönlendiren diğer hususlardır.

    Ülkemizde gırtlak kanserinin tedavisi ağırlıklı olarak cerrahi yöntemlerle yapılmaktadır. Radyoterapi (ışın tedavisi); ses telleri üzerindeki küçük tümörler için veya cerrahi tedaviyi tamamlayan yardımcı bir yöntem olarak 4-6 haftalık kürler şeklinde uygulanmaktadır. Büyük boyutlu yaygın tümörlerin sadece radyoterapi ile kontrol şansı oldukça azdır. Kemoterapi uygulaması (ilaç tedavisi) ise ancak büyük boyutlu yaygın tümörlerde, tümör hacmini küçültmek ve klasik tedavi şekillerine hazırlık olarak uygulanabilmektedir.

    Hastalığın tedavisinde, erken teşhisin önemi büyüktür. Küçük boyutlu kanserlerde, hastanın genel durumu da müsaitse, gırtlağın tamamının çıkartılmasına gerek kalmadan, kısmi cerrahi ile (konservatif cerrahi), sadece tümörlü kısım güvenli sınırlarla çıkartılmakta ve bu şekilde ses telleri ve gırtlağın diğer bölümleri korunabilmektedir. Bu grup ameliyatların çoğunda boğazda kalıcı delik açılmasına gerek kalmaz. Günümüzde gırtlağın tam olarak çıkartılmasına gerek kalmadan tedavisine imkan veren birçok cerrahi yöntem bulunmaktadır.

    Bu ameliyatlar ülkemizde, gırtlak kanseri konusunda uzmanlaşmış merkezlerde yapılmaktadır.

    Halbuki büyük boyutlu ve yaygın tümörlerde, gırtlağın tam olarak çıkartılması gerekli olabilir. Bu durumda, kanseri tedavi etmek için ses telleri feda edilmektedir. Hastanın nefes alabilmesi için de nefes borusu boyun cildine tesbit edilir. Bu durumda hastada kalıcı delik oluşturulması zorunludur. Ancak ses telleri çıkartılan hastaların tekrar anlaşılabilir düzeyde konuşabilmesi için birçok yöntem bulunmaktadır. Bunlar arasında hastanın yutak sesini kullanabilmesi konusunda eğitimi, konuşma protezleri sayılabilir.

    Tümör yeri ve boyutları ile orantılı olarak boyundaki lenf bezlerine yayılım yapmısşa veya hasta bu risk altında ise, boynun tedavisi de ameliyat planına dahil edilir.

    HASTALAR NE KADAR YAŞARLAR?

    Günümüzde uygulanan tedavi şekillleri ile hastaların tam olarak tedavisi ve uzun süreli yaşam mümkündür. Ancak bunun için hastalığın erken dönemde tanısı çok önemlidir.

    Genel bir ifade ile, ses telleri üzerindeki küçük bir tümörün tam olarak tedavisi ile 5 yıllık yaşam süresi olguların %90-95’inde mümkün olabilmektedir. İleri boyuttaki bir tümörde ise bu oranlar %35-50’ye düşmektedir. Bu bulgular, kanserin erken dönemde tedavisinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

    « Önceki :: Sonraki »